Adada Bir Gün

-Ve o an, içinden bir ses fısıldadı: “Hoş geldin, kendim."-

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 3 dakika sürmektedir.)

Yıllar sonra tekrar aynı odada, aynı yatakta fakat bu kez farklı biri olarak uyanmıştı. Penceresine çarpan ağaç dalları onu selamlıyor, kuşlar günaydın dercesine ötüyordu ve o, adanın deniz kokan havasını her içine çektiğinde çocukluk günlerini anımsayarak huzur doluyordu. Hayatında birçok şeyin değişmesine rağmen adanın hemen hemen aynı olması mutlu ediyordu onu. Sokaktan geçen overlok makinesi anonsu, lisede okul çıkışı arkadaşlarıyla hep gittiği pastane, mısırcı Mustafa Abi, balıkçı tekneleri, bisikletçi Zeki Amca, sokakta koşturan çocuklar, zamanında edindiği sağlam dostluklar ve daha nicesi… Sadece adanın ruhunu yansıtmakla kalmıyor, ona eskiden olduğu yetişkinlik amatörü halini de hatırlatıyordu. Genç, atılgan, yaşamaktan ve sevmekten korkmayan, cesurca kendini ortaya koyabilen halini… Şimdikine göre çok daha toydu tabii; parası, doğru düzgün eğitimi ya da hayata dair teorik veya pratik bilgisi yoktu ama heyecandan parlayan gözleri vardı o zamanlar. 

Tüm bunları düşünerek adada bir tura çıktı. Değişmeyenler kadar değişenler de çoktu: top koşturduğu futbol sahasının yerini otopark almıştı, faytonlar kalkmış, atlar yok denecek kadar az, mahalleden tanıdığı çoğu kişi taşınmış, kimi meyhaneler kapanmış veya eski tadı kalmamıştı. Sanki her şey yıllar içinde sıradanlaşmış, basitleşmiş ve ruha iyi gelecek tüm insani şeyler yavaş yavaş değerini yitirmiş gibi geldi o an. Sahi kaç ay olmuştu eline bir şiir kitabı bile almayalı, tuvaller yapıp duvara asmayalı, müziğin sesini iyice açıp deli gibi dans etmeyeli? Hatırlamıyordu bile bunları yapmaktan ne kadar zevk aldığını. Kaç zamandır onu ondan uzaklaştıran işlere, kişilere, problemlere vakit ayırdığından kendi olmayı neredeyse unutmuştu. Şimdiyse uzun zaman sonra bir şey için tekrar heyecanlanmıştı: kendini yeniden tanımak. 

Adanın yokuşlarından inerek çarşıdaki bir kahveye oturdu, oraletini içti, birkaç eski tanıdıkla sohbet etti ve çıktı kahveden. Gün batımında deniz kenarına gelerek en sevdiği Sait Faik hikayesini okumaya başladı. Bir şey anlatma derdi olmadan sadece hissettiren o hikayelere bayılırdı eskiden. Hala daha sevdiğini fark ettiğinde uzun bir aradan sonra kendine yakınlaşmış olmanın tatlı huzuruyla bahtiyar oldu. Ve o an, içinden bir ses fısıldadı: “Hoş geldin, kendim.” 

İrem Şentürk

https://pin.it/1NzWHctXY 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.