(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 3 dakika sürmektedir.)
Güneş, gökyüzünde ağır ağır alçalmaya başlamış. Renkler değişiyor; sarı turuncuya, turuncu pembeye, pembe mora karışıyor. Ufuk çizgisi, bir ressamın fırçasından çıkmış gibi canlı, sıcak ve umut dolu. Deniz, gün boyu sakladığı enerjiyi şimdi kıyıya bırakıyor; dalgalar, sahili öpüp geri çekiliyor, bir oyun gibi, bir sevda gibi. Ve sahilde biri yürürken her adımında içinden taşan bir kıpırtıyla doluyor.
O kıpırtı, sadece sıcak kumların ayaklarına dokunuşu değil. İçten gelen, anlatması zor ama hissetmesi kolay bir duygu: Hafif ama etkileyici, sade ama çok derin. Kalp çarpıyor, sebepsiz bir coşkuyla. Çünkü bu yaz, sıradan bir yaz değil. Bu yaz, yaşamak için. Gerçekten, özgürce, içten içe, büyük bir hevesle yaşamak için.
Bu yaz, kendini tutmadan kahkaha atmak, hiç tanımadığın biriyle aynı şarkıya eşlik etmek, gün batarken hâlâ denizde olmak demek. Bu yaz, “yarın ne olur?” sorusunu bir kenara bırakıp, “şimdi ne hissediyorum?” diye sormak demek. Çünkü bazen hayat, sadece o anda yaşanır. Ne geçmişin gölgesi, ne geleceğin yükü… Sadece bugünün tadı, yaz esintisinin saçlara karışan hafifliği, yüreği gıdıklayan bir heyecan.
Aşk da burada saklı işte. Bazen bir yabancının gülüşünde, bazen bir yürüyüşte, bazen de bir akşamüstü çalan sokak şarkısında. Zorlamadan, beklenmeden, kendi halinde gelişen bir yakınlık. Bir anlığına bile olsa kalbine dokunan, içini ısıtan, “iyi ki geldin” dedirten o his. Bu yaz, aşk ille de büyük cümlelerle anlatılmak zorunda değil. Bazen bir omuz dokunuşu, bazen sessiz bir gülümseme yeter.
Ve belki de en güzeli, kimseye değil, hayata âşık olmak. O özgür hisse; gecenin serinliğine, gündüzün aydınlığına, gökyüzünün sonsuzluğuna; kendine… Yüzüne vuran rüzgâra, sırtına düşen güneşe; hiçbir şeyin eksik olmadığını hissettiren o tamlık duygusuna…
İnsan bazen uzaklara gitmek ister ya, işte bu yaz, uzaklara gitmeden özgürleşmek zamanı. Kendi içindeki güzellikleri, cesaretleri, coşkuyu keşfetme zamanı. Sahilde yürürken plan yapmamayı, sabah erken uyanmamanın suç olmadığını, kahkahaların her şeyi onarabileceğini hatırlama zamanı.
Bu yaz;
Kaygı yok,
Yarış yok,
Sınır yok.
Sadece sen varsın ve seni gülümseten her şey… Yeni başlangıçlara açık kapılar, beklenmedik tanışmalar, sıradan bir günü özel kılan küçücük detaylar; Karpuzun tadı, rüzgârda uçuşan elbisen, sahile serilmiş battaniyede otururken başını yasladığın dost omzu…
Bu yaz, kendine en çok yaklaştığın yaz olsun. Ne olmak istiyorsan, neyi özlediysen, kime dönüşmek istiyorsan… Cesaretinle, hayalinle, enerjinle yaşa. Kendini saklama. Sözlerini tutma. Kalbini bastırma. Çünkü yaz tam da bunun için var: İçindekini serbest bırakmak için.
Unutma, en unutulmaz yazlar hep plansız yaşananlardır. Günü olduğu gibi kabul eden, kalbinin götürdüğü yöne giden, rüzgârla yarışan o yazlar…
Ve bazı yazlar öyle geçer ki, yıllar sonra hatırlarsın:
“İşte o yaz, gerçekten yaşamıştım.”
Selin Çepkinyan
https://pin.it/6jWGxur3Y