Merdümgiriz

Masum ve rengarenk düşlerle dolu olan kalbi, bu toprakların zehrini içerek büyüdü. Tüm renkleri elinden alınmış gibi hissediyordu. Oysa ne çok severdi pamuk şekerdeki pembeyi, balondaki kırmızıyı, gökkuşağındaki moru…Şimdi ona yalnız katran karası kalmıştı.

(Bu yazının okunması yaklaşık olarak iki dakika sürmektedir.)

Bir zamanlar gülümseyen gözlerinde artık umutsuzluğun hüznü parıldamaktaydı. Kalbindeki ateş, yıllar boyunca çiğnenen hakları için yürüdüğü yollarda kavrulmuş, ruhunu yorgunlukla sarıp sarmalamıştı. Gençliğinin coşkusu içinde, dünyayı değiştirecek güce sahip olduğuna inanırdı. Ama zaman, hayatın acımasız gerçeklerini gösterirken umutsuzluğun karanlığı onun etrafını sardı. İnandığı değerler, adalet ve eşitlik arayışı, toplumun taşıdığı ağır ön yargılar ve engellerle karşılaştıkça yavaşça soldu. Artık gördüğü her haksızlık, onu daha da derinden yaralıyordu. Karamsarlık, onun en yakın dostu olmuş, tüm umutlarını bırakıp gitmişti. Dünya, ona adaleti değil, acıyı sunuyordu. Oysa o, sadece eşitlik arzuluyordu; kimsenin gölgesinde kalmadan, kendi varoluşunu özgürce yaşamak isteğiyle yanıp tutuşuyordu.

Masum ve rengarenk düşlerle dolu olan kalbi, bu toprakların zehrini içerek büyüdü. Tüm renkleri elinden alınmış gibi hissediyordu. Oysa ne çok severdi pamuk şekerdeki pembeyi, balondaki kırmızıyı, gökkuşağındaki moru…Şimdi ona yalnız katran karası kalmıştı.Yıllarca kendini bir çocuk gibi, sevgi dolu kolların içinde hayal ederdi. Ancak gerçek hayatın soğukluğu, onu hayallerine sıkı sıkıya zincirlemişti. Belki de bu yüzden aşkı umutsuzca arardı, kim bilir… Ona değen her bakışta, her jestte, kırılan kalbini tamir edecek sihirli bir dokunuş arzular gibiydi. O, sevginin sıcak kollarında büyümek yerine çevresine örülen duvarların ardına gizlenip sessiz kalmıştı. Duyguları, yıpranmış bir çiçeğin solgun yaprakları gibiydi. Yavaşça dökülen her yaprak, onun kalbindeki acıların sembolüydü.

Kağıtlarla buluşturduğu her hikaye, farklı birer kaygıyla süregelen bir yolculuğun öyküsüydü. Hayatın belirsizliği, içinde adeta bir fırtına gibi esiyordu. Onun gözünde hayat, bir labirent gibiydi ve çıkış yolunu bulmakta zorlanıyordu. Gelecek, onun için karanlık bir tünelin içinde kaybolup gitmeye yüz tutmuştu. Çoğu zaman kendi kendilerini tüm çıplaklığıyla anlatan kahramanlar yaratırdı. Onların iç dünyalarına sığınırken kendi yüreğinin puslu koridorlarında kaybolurdu. Yaratıcılığının kanatlarına biner, hayal gücünün uçuşuna kapılırdı; ama gerçek dünyada sevgiyi bulamamış bir kadın yüreğinin hüznü, her seferinde yazılarına sinerdi. Kelimelerin dansı, onun kendi dünyasına bir kaçış yolu gibiydi. Ancak o iç dünyasında kaybolmuş, kendi özgürlüğüne bile hasret kalmıştı. Yıllardır sürdürdüğü mücadelesi boyunca, umutsuzluğunun ardından gizlenmiş umut tohumlarını fark edememişti. Artık toprakta kurumuş gibi görünse de, onlar hâlâ oradaydı ve sonsuzluk bahçesinin kapılarını açmak için beklemekteydi. Belki kelimelerin sihirli dokunuşu, bu tohumları yeniden canlandırabilirdi. Belki de içindeki sözcüklerin büyüsüyle, karanlığın ortasında bile bir ışık hüzmesi keşfederdi. Benliğine hapsedilen duygularını kâğıda döker, kelimelerin dansını izler ve belki de kendi hikayesini yazarken, umudun kanatlarına dokunup hep hayalini kurduğu o yere kavuşurdu, kim bilir…

Yazar: Aleyna Korkmazyürek

Görsel Kaynak: https://twitter.com/sorrrowfull/status/1667969832346681345/photo/1

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.