Bu Hikaye Benim

Uçurumun varlığı düşmenizi gerektirmezdi sonuçta.

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 4 dakika sürmektedir.)

Yaşamıştı. Zordu. Sevmeye çalışıyordu hayatı. Gerçekten deniyordu. Pes etmiş değildi. Hatta başlangıçtan daha çok seviyordu belki de. Ama uçurumdan atlamamış olması kenarında beklediği gerçeğini değiştirmiyordu. Daha sıkı tutuyordu yanındaki ağaç dalını, ayağı daha sağlam bir taşa basıyordu belki ancak yine de baktığı yer uçurumdu. Bütün yolculuğunun sonu burası mıydı? Bu noktadan sonra düşmemek ya da kendini atmamak için mi savaşmalıydı? Yoksa yolu hep uçurumun kenarındaki yolda mıydı? Çevresine baktı. Geçmiş yoluna baktı. Ormanın içinden gelen, her yeri ağaçlarla kaplı yolda değildi artık. Sonun bu olduğunu düşündü. Hayat buymuş. Düşmemeliydi. Ancak yolunun devamı bir dağın çevresindeydi. Zirveye çıksa da yolun bir tarafı hep uçuruma bakıyordu. Yol dar mıydı? Her zaman değildi. Dar yerleri vardı. Ama o kadar geniş yerleri vardı ki. Hatta sanki yolunun çoğu genişti, güvenli yere yaklaşabilirdi. Uçurumun varlığı düşmenizi gerektirmezdi sonuçta. Yolu ilk defa daraldığı için yolun sonu sandığı yer aslında daha bir başlangıçtı. Ve güzelleşecek, güvenli haline gelecekti yol. Sadece daha çok tutunmalıydı. Şimdilik. Tutunacağı çok dalı, bastığında düşmeyecek çok taş vardı. Yapabilirdi. Zirveye ulaşamasa da yaklaşabilirdi. Korkuları bir yana bırakmak zordu. Ya yol çok daralırsa? Ya tutunduğum dallar, güvenebileceğim taşlar giderse? Ya dar yolları onlarsız geçmek zorunda kalırsa? Ya düşerse? Kim kaldıracaktı? Nasıl kalkacaktı? Muhtaç mıydı onlara? Dağın kendisine tutunamaz mıydı? Dağ da korurdu onu, varlığı kesin olan tek varlıktı, korurdu. Yolun daralmasının korkusundan, o geniş yollarda koşamıyordu özgürce. Bakmıyordu çevresine. Ne kadar güzeldi her yer. Dağın çevresindeki patika ne kadar zorlaşırsa zorlaşsın, çok güzeldi. Hedefi zirve miydi? Yetişebilecek miydi ki zirveye? Bilmiyordu. Bildiği şey ne olursa olsun yürümesi gerektiğiydi. Hareket halinde olmak her zaman yerinde saymaktan çok daha iyiydi. Ulaşmak istediği zirve değildi. Olabildiğince yükseğe, olabildiğince çevresindeki ağaçları, çiçekleri, çevresindeki güzel sesleri fark ederek, gülerek gitmekti. Ne yalnızdı ne tecrübesiz. Yol zorlaşabilir. Onunla karşılaşacak kişi ormanın güvenli patikasından gelmiyordu artık. Öğrenecekti. Belki çok olumlu bakıyordu. Belki ne olursa olsun çok zordu, güzelleştirmenin anlamı yoktu. Olsun, varsın öyle olsun. O son raddesine kadar çevresinin güzelliğini görmek için çabalayacaktı. Onun dağı ve çevresi renkli renkli çiçeklerle, yemyeşil ağaçlarla dolu olacaktı. Varsın, dağını kendisi ateşe verenler ona yanlış olduğunu söylesin. Kendi yolu daha da önemlisi kendi hikayesiydi. 

Yazar: Arzu Şahin

Görsel Kaynak: https://tr.pinterest.com/pin/542050505165955812/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.