(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 4 dakikadır.)
İnsan aklı ne kadar kompleks ve karmaşık değil mi? Korkular, kaygılar, beklentiler, hayaller ve ihtimaller… Bazıları bizi rahatlatırken bazıları da bizi içten içe yok ediyor; günümüzü, yaşadığımız anı çürütüyor. İnsan zihni istemediğini düşünmekte bir usta adeta. İnsan neden daima istemediğine ya da onu korkutana odaklanır? İnsan bu kadar farkındayken bu durumun, niçin karşı koyamaz bu olgusuna? Aslında basit; insan yaşamaktan korktuğu şeylerin var olma ihtimalini daima, aslolan somut gerçeklikten üstün tutmuştur. Bu üstünlük biz insanlarda şunları doğurdu: Hızlı kalp atışları, doğru düşünememe, ani ruh hali değişimleri ve başkalarına bağımlı hale gelme durumu. Yaşanmayacak olgulara böylesine takılan bizler, nasıl kendi doğrularımıza odaklanabiliriz?
Bir an durun ve düşünün; geçmişte yaşadığınız bir anı hatırlayın, belki sizi öfkeyle dolduran bir tartışma belki de derin bir pişmanlık. O anın ruhunuzda bıraktığı izi hissedin ve şimdi gözlerinizi ileriye çevirin. Gelecekte sizi bekleyen belirsizlikler, korkular hatta belki de başarısızlık ihtimalleri… İçinizde bir yerlerde kaygının titreşimlerini duyuyor musunuz? İnsan aklı bir sirk alanıdır. Geçmiş ve gelecek, zihninizi sanki ip çekme yarışmasındaymış gibi iki yana çeken iki kuvvet gibidir. Biri sizi öfkenin pençesine bağlar ve bu mücadelede asıl kaybeden şu anda yaşama fırsatını kaçıran siz olursunuz. Oysaki hayatın tek gerçek zaman dilimi, elinizin altındaki bu andır. Öfke, geçmişe dair bir tepkidir ama geçmiş ise bir nehrin çoktan akıp giden bir suyu gibidir; ona dokunamazsınız, onu geri çağıramazsınız ve kaygı ise henüz gelmemiş günün hayaletidir… Onu bugüne taşıyıp kendinizi zehirlemek neden? Gerçek huzur, yalnızca şimdiye odaklanarak bulunabilir.
İnsan elbette bu halleri yaşarken başkalarını çok dikkate alır bir duruma geliyor, peki bu ne kadar doğru? Bir insanın başkalarına göre yaşamaya çalışması… Başkalarının ne düşüneceğini dert ederek yaşamak, kendi hayatınızı bir kafese koymak gibidir. Hayallerinizi, seçimlerinizi ve hatta sözlerinizi bile onların onayına bağımlı hale getirirsiniz. Halbuki hayat; başkalarının beklentilerine göre değil, kendi doğrularınıza göre yaşadığınızda anlamlıdır. Özgürlükse, insanların ne diyeceğini umursamadan kendi yolunuzda cesurca yürümektir. İnsan kendi olmalı, kendi kararlarını vermeli ve kendi hayatını yaşamalıdır. Unutmayın: Başkalarına göre yaşamak, bir kere geldiğiniz bu dünyadaki odanızı kiraya vermek gibidir.
En büyük düşmanınız, kendi zihninizde inşa ettiğiniz korkulardır! Korku ve kaos adeta bir kara delik gibi sizi içine çekmeye çalışır; korkular zihninizi ele geçirmek ister ama eğer dengenizi kaybetmezseniz, en zor anlarınızda bile sağlam kalabilirsiniz. Güçlü olmak; her zaman savaşmak demek değildir, bazen en zor olanı, sakin kalmak ve korkularınıza teslim olmamaktır. İnsanın korkularını, kaygılarını ve kalp atışlarını kontrol edebilmesi için edinmesi gereken donanımsa sakin kalabilme halidir; sakinlik, doğru kararlar almanın, kriz anlarını yönetmenin ve kendimizi güçlü kılabilmenin anahtarıdır. Gerçek güçse; tepki vermek değil, kontrol edebilmektir.
Yağız Efe Yaşin
Görsel kaynağı yapay zekâ tarafından oluşturulmuştur.