Sonun Başlangıcı

''Mürekkebimden sıyrılan sıkıntı, mutluluk, ulaştığı kişilere "Bunlar ortak gözyaşlarımız, kahkahalarımız." diye fısıldadıkça, tanımadığım kişileri gönül evimde gezinirken buldum.''

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 2 dakika sürmektedir.)                                                        

Birbirimizden uzakta yazdığımız satırlar, yaklaşık bir yıldır bizi aynı noktada birleştiriyor ama bu şahane Blog Ekibi’nde görevimiz artık son buluyor. 

Ömür ırmağı hızla akarken durup harika deneyimler elde etmemi, hürce yazmamı sağlayan her kıymetli yürek, sayısız şükür sebebim. 

Benim için satırların yolculuğu nasıl başladıysa, bundan sonra daha da şevkle devam edecek çünkü burada hayli şey öğrendim ve yaşanmışlık vagonuma, insanın en iyi dostunun kendi olduğu gerçeğini ekledim.   

Burada yazdıklarım; bazen acılarımızın aynı yanlarından öyküler, ahenksizliğin de inatçı sevgimin payına düşen nesirler ya da farklı alanlardaki fikirlerim oldu ve kim bilir hakkında hiçbir şey bilmediğim kaç insan okudu. Bana şifa olan cümlelerim, belki de birilerine ‘yalnız değilmişim’ rahatlığını veren ışığı tuttu.

Dünya denen kalabalıkta, sesindeki titremeden kalp kırığını görecek kimseyi bulamayanlar adına yazdıkça başkalarının hayatlarına daha fazla kulak vermeyi arzuladım, ruhumun duyduklarını hissedip iyi-kötü ne varsa bölüşmeyi amaç edindim. Gayemin cesareti, farkındalığımın ferahlığı ile güçlendim. 

Sonuçta hangimizin korktuğunda sığınacağı limana, çok zaman yutkunamadığımız kederi serbest bırakacak fark edilmeye ihtiyacı yok? Veya anlattıklarımızı samimiyetle dinleyecek, duygularımızın ne denli normal olduğunu söyleyecek dokunuşa ? 

O dokunuş tensel olmak zorunda değildir, illa ki göz göze gelmeyi, yan yana durmayı  gerektirmez. Ben, bu temasın yürekten kağıda olan haline konuk oldum.

Dalından düşen hikayeler toprağıma karıştıkça anladım, hepsi beni yansıtan birer aynaydı; içimde katlayarak büyüttüğüm her gizin düğümlerini çöze çöze gözler önüne serdi. Mürekkebimden sıyrılan sıkıntı, mutluluk, ulaştığı kişilere “Bunlar ortak gözyaşlarımız, kahkahalarımız.” diye fısıldadıkça, tanımadığım kişileri gönül evimde gezinirken buldum. Sonra herkes kendindekini paylaşmaya başladı. Birden harflerin sihriyle incinmişlikleri sardık, sevinçleri çoğalttık. Kötülüğün tüm güzellikleri gölgelemeye çalıştığı yeryüzünde, kalabildiğimiz kadar insan kaldık. 

Çıktığımız yolculukta tökezlemelerimiz olmuş olabilir ama ben hep şunu düşündüm; Mozart, meşhur eseri ’40. Senfoni’yi Viyana’da yaşarken, yaşantısının en zor döneminde ortaya çıkarmış. Edvard Munch ‘Çığlık’ tablosunu tabiatın çığlığını hissettiğinde oluştuğunu günlüğüne yazmış, resmi yaparken de yorgun ve hayli hastaymış. Biz de yaşamın yaraladığı yerleri yok saymadan, yazılarımızda iyileştirdik. ‘İstanbul Kırmızısı’ filminin bir repliği şöyleydi, “Biliyor muydun, Japonya’da kırık seramikleri onarırken kırığı örtmeye çalışmazlar, tam tersine onu vurgulamak için kırık yeri altınla doldurarak düzeltirler. Çünkü bir şey zarar gördüyse, bir öyküsü varsa bu daha güzel sayılır.”.

Bitişin hüznü kaçınılmaz, yine de vedamızın yeni kalemlere başlangıç olması heyecan verici!

Ümit dolu anlara, anılara…

Yazar: Büşra Ateş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.