Sessiz Hasta

"Perdeden sızan ışık gözünü kamaştırmaz, sokaktan geçen çocukların sesi içini ısıtmaz."

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 2 dakika sürmektedir.)

Bazı misafirler kapıyı çalmadan girer. İçeriye adım attıklarını fark etmezsin bile. Sessizdirler, kibardırlar ilk başta; sadece biraz yorgunluk, belki hafif bir baş ağrısı, belki de geçmeyen bir öksürük gibi… Ama sonra, o misafirin geçici değil, kalıcı olduğunu anlarsın. O zaman hastalık, sadece bir beden kırgınlığı olmaktan çıkar; zihnini, ruhunu ve hatta zaman algını bile bozar.

Bir sabah uyanırsın, dünya aynı dünya ama sen artık aynı değilsindir. Perdeden sızan ışık gözünü kamaştırmaz, sokaktan geçen çocukların sesi içini ısıtmaz. Uyandığın saat, kaçta yatmış olduğundan daha önemli değildir artık. Günlerin birbirine karışır. Takvim yaprakları koparılmaz; çünkü zaman yalnızca seni beklemeyen bir şey haline gelir. İnsanlar yürür, konuşur, yaşar. Sen sadece izlersin. Çünkü hastalık, insana kendi bedenini zindan eder. En sıradan eylemler bile büyük zaferlere dönüşür: bir bardak suyu kaldırmak, ayağa kalkmak, birkaç adım atmak… Her şeyin kıymeti yeniden yazılır.

Hastalık, dışarıdan bakıldığında yalnızca bir teşhis gibi görünür. Doktorun ağzından çıkan birkaç tıbbi terimle sınırlıdır herkes için. Ama içeride, içindeki fırtına başkadır. Onu taşıyan bilir. Gece uyumak kolay değildir, çünkü bedenin yorgundur ama zihin hep uyanıktır. Uyandığında ilk düşündüğün şey güne dair planların değil, ağrının nereye yerleştiği olur. Eskiden gülüp geçtiğin şeyler artık seni ağlatabilir; çünkü savunmasız kalırsın. Zırhlarını düşürürsün. Kendine bile yalan söyleyemezsin artık.

Ama işte tam da burada başlar hastalığın sana kattığı sessiz ders. Seni senden alırken sana seni tanıtır. O günlerde neye tutunduğunu fark edersin. Dualara mı, bir çift söze mi, kendine verdiğin küçük sözlere mi? Bir fincan çayın buharında umut ararsın, pencereye konan kuşta bir teselli… Yavaşlarsın. Bu yavaşlıkta kendinle yüzleşirsin. Gürültü susar, iç ses konuşur. Ve fark edersin ki, kendinle baş başa kalmak da bir yetenektir.

Zamanla, bedenin belki biraz iyileşir ya da alışır ona. Hastalık gitmese bile sen onunla yaşamayı öğrenirsin. Bir misafir gibi ağırlarsın onu, isyan etmeden. Çünkü anlıyorsun artık: her şey geçmeyebilir, ama her şeyle yaşamayı öğrenebilirsin. Direnmek değil bazen mesele, kabullenmektir. Kabullenmek, boyun eğmek değil; aksine, en güçlü duruştur. Çünkü yaşamak, sadece sağlıkla koşmak değildir. Bazen yerde sürünerek de olsa yürümeye devam etmektir.

Merve Gedik

https://pin.it/6Imgpi5m8

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.