Sessiz Bir Tedirginlik

“ İnsan, her şeyin değişebileceğini bildiği hâlde sevmeye devam eder. Bu bir cesaret değildir belki; ama bir kabulleniştir. Tutunduğu şeylerin kalıcı olmadığını bilerek tutunmak.”

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 2 dakika sürmektedir)

Bazı korkular isimsizdir. Adı olmadığı için de kolay kolay fark edilmez. İnsan onları bir

duygu sanır, geçici bir tedirginlik. Oysa onlar yerleşiktir. Günlük hayatın arasına karışır; ceket

giyerken, kapıyı kilitlerken, arkasına dönüp bir kez daha bakarken kendini belli eder.

Bazen insan sevdiği birinin yüzüne gereğinden uzun bakar. O anın sıradan olduğunu bilir ama

yine de bakışını çekemez. Sesin tonunu, yüzün çizgilerini, o ana ait küçük ayrıntıları fark

eder. Sanki zihninin bir köşesine bırakıyordur. Sonra kullanmak üzere değil belki, ama

kaybolmasın diye.

Gecikmeler büyür. Bir mesajın geç gelmesi, bir aramanın cevapsız kalması… Mantık

devreye girer, açıklamalar sunar. Ama içerde başka bir şey çalışıyordur. Kalp, olasılıkları

sessizce sıralar. En uzak ihtimali bile ciddiye alır. İnsan kendine kızar sonra; bu kadarını

düşünmemesi gerektiğini söyler. Ama bazı düşünceler, izin almaz.

Sevdiklerini düşünürken insan, kendini düşünmez. Asıl ağırlık buradadır. Çünkü onların

varlığı, insanın dünyadaki yerini sabitler. Bir ses vardır, çağrıldığında gelen. Bir yüz vardır,

bakıldığında tanıdık. Onlar oradaysa, her şey olması gerektiği gibidir. Onlar eksilirse, insan

kendi hayatına bile yabancılaşacağını hisseder.

Bu yüzden bazı vedalar gereğinden zor gelir. “Sonra konuşuruz” demek, basit bir cümle

değildir. Kapının önünde oyalanmak, vedayı uzatmak, bir kez daha dönüp bakmak… İnsan

aslında gitmekten değil, o anı geride bırakmaktan çekinir. Çünkü bazı anların tekrar edilip

edilemeyeceği belli değildir.

Zamanla insan, bu düşünceleri bastırmayı öğrenir. Günlük işlere karıştırır, zihnin arka

rafına kaldırır. Ama tamamen yok olmazlar. Bazen gece sessizliğinde, bazen beklenmedik bir

anda yüzeye çıkarlar. Çünkü sevgi, sadece sıcak bir duygu değildir; içinde büyük bir

kırılganlık da taşır.

Bazı insanlar bu yüzden fazla dikkatli sever. Sesini yükseltmez, tartışmaları kısa tutar,

kelimelerini seçer. Kırılmasın diye değil; kaybolmasın diye. Çünkü bazı bağların onarımı

yoktur. Bir kez eksildi mi, yerini dolduracak bir şey bulunmaz.

İnsan, her şeyin değişebileceğini bildiği hâlde sevmeye devam eder. Bu bir cesaret değildir

belki; ama bir kabulleniştir. Tutunduğu şeylerin kalıcı olmadığını bilerek tutunmak. Bu bilgiağırdır ama aynı zamanda ilişkilere bir derinlik verir. İnsan, sıradan anları bile önemser hâle

gelir.

Birlikte susmak, aynı odada olmak, aynı şeye aynı anda bakmak… Bunlar dışarıdan

bakıldığında önemsizdir. Ama insan bilir: Asıl hayat, bu küçük anların içinde saklıdır. Büyük

olaylar değil, bu sessiz anlar bağ kurar.

Belki de bu yüzden insan bazen durup hiçbir şey yapmadan bekler. Sadece dinler, sadece

bakar. O anın geçip gitmesine izin vermemek ister. Çünkü zamanın aceleci olduğunu bilir. Ve

bazı şeyleri fark ettiğinde, çoktan geçmiş olmasından korkar.

Sonunda insan şunu anlar: Bu tedirginlik bir zayıflık değildir. Aksine, derin bir bağın

göstergesidir. Kaygıdan çok, bir ait olma hâlidir. Sevilen şeylerin dünyada tuttuğu yeri fark

etmektir.

Yazar: Fatoş Ölmez

Görsel: https://tr.pinterest.com/pin/1688918606358930/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.