Seans

                                (Bu yazının okunması yaklaşık 3 dakika sürmektedir.)

  Merhaba sevgili doktor, bugünkü seansta oldukça çok konuşacağım umarım seni sıkmam. Önce şuraya uzanmam gerek, ah evet böyle iyi. Bakışlarından henüz konuşmamış olmana rağmen anlayabiliyorum. Çoktan dinlemeye odaklandın. O halde lafın ortasından bir başlangıç oluşturma âdetimi sürdüreceğim izninle.

   Kendimle o kadar gurur duyuyorum ki doktor yüzüncü kattan sıfırıncı kata düştüm ve insanlar için bunun bir acı olduğunu anlamak pek mümkün değildi.; Görmedikleri bir şeye bu da dert mi dediler çünkü sıfırıncı katta yaşayanlar birinci kata kadar bilirler ve bir kattan düştüğünü zannederler…

 Yetmez gibi düşerken acı çekerek tutunduğum bir dal vardı. Bu dal yüzüncü kattan düşerken tutunmam için planlanmış bir tuzaktı. Tuzaktan kullanmalarına izin vermeden çıkacak kadar akıllı davrandım. Yani bırakıp düşmeye razı oldum.

  Tüm dostlarımı eş zamanlı olarak kaybettikten sonra yalnızlığın hamurumu yoğuran öz olmasına rağmen kendimi zorladım ve bana iyi gelmeyen yalnızlığı terk ederek hepsinin yerine on kat iyisini getirdim.

  Ait olduğum yeri özleyerek kendimi şimdiye alıştırdım. Gençliğimde kocaman bir güce sahiptim. Tıpkı çocukluğumdaki gibi..

Şimdi hayatımın diğer dönemleri de çocukluğuma ve gençliğime büyük bir saygı duyarak onları örnek alacak. Birlik olup hayatımın kalanını büyütecekler. Ne garip geliyor kulağa değil mi? Hiç gençleri örnek olan yetişkinler, çocukları örnek alan gençler gördünüz mü? Bizden hep tam tersi istenir. Oysa insan en son yaşlılığı tadar değil mi doktor?

Ben iki kere uzun soluklu ağır kayıp yaşadım. Birinde kendimi, birinde hayatımı kaybettim. Kendimi kaybettiğim durum; Hayatımı kaybettiğimde; kendimi kaybetmemeyi çoktan öğrenmişti. Bu süreci seninle birlikte atlatmış olmanın gururuyla gözlerine bakarak söyleyebilirim ki doktor bu seansın son seansımız olmasını hiç istemezdim. Ama biliyorum son seans özetlemelerini yapmamız gerek, ah öyleyse devam edeyim.

Ve bana nasıl sessiz çocuk olduğum soruldu hep, olabilmek değildi oysa olmaktı yaşadığım. Ben sadece yazarken konuştum. Yazmayı öğrenmek için beklemek zordu. İlk başta yazmaya zihnimde başladım. Saatlerce sessizdim çünkü zihnimde düşüncelerin yarattığı kelimelerde bir mürekkep damlası kurumuştu.

  Ben kalbi yumuşak bir çocuktum kimsenin üzülmesine izin vermezdim. Ben yaşamak gülmekten gelir sanmış, bana bir şey olmaz sanmıştım. Yüzümde hiç gülümseme eksik olmamıştı. Bir öğretmenim nasıl hep bu kadar güler yüzlü olduğumu sorarken, diğeri yüzümdeki gülümsemenin hiç solmaması adına dilekte bulunmuştu. Bir arkadaşım neden sessiz olduğumu sorarken diğerleri sessizliğime âşıklar olmuştu. Sessizlik mi? Benim onları ne güzel tanımama sebep olmuştu. Bir öğretmenim hayal gücümün gelişmediğini söylemişti ben hayal dünyamda yaptığım yolculuklarda kaybolurken onu davet etme nezaketini göstermediğim için. İnsanlar güzeli görmeyi unuttukça, unutturmakta istemişlerdi. Oysa benim geçmişimde unutmayı seçtiğim bölümler hep vardı. 

  Ben farklıydım ama çok mutlu bir çocuktum. Tel örgülü dikenleri tutmaktan çekinmezdim. Korkardım kandan her çocuk gibi evet ama cesurdum. Tıpkı sürekli kanayan burnuma yaptığım pansuman gibi kalbime de hep kendim pansuman yapardım. Gizlice…

Evet, doktor son seansımızın sonuna geldiğimizi işaret eden saatin yelkovanında veda okunmuyor. Sen hep benim yanımda olduğun halde yalnızdım ben doktor. İnsan kendini bir yere kadar iyileştiriyor. Ve kendini yalnız başına iyileştirmek bir yerden yaralıyor. Kalbime gizlice yaptığın pansumanlara bir meslektaşınla devam etmen gerekecek. Ne dersin doktor, işbirliği de fena fikir sayılmaz?

                                                                                                         Yazar: Berceste Özdemir

Seans” için bir yorum

  • 1 Ağustos 2022 tarihinde, saat 20:31
    Permalink

    Çok güzel ve sanatsal bir yazı. Seansta bu yazıda anlatılanların birçoğunu hissetiğimi, ama yazıya dökmediğimi veya ifade etmediğimi farkettim. Ayrıca yazar burada seansa getirdiği problemleri, insanlık sorunlarını belki de sanatsal bir dille ifade etmiş: işte yalnızlık, anlaşılamama… Onun dışında ayrıca çok felsefi, sanatsal sorgulamalar var. Mesela en son yaşlılığı yaşamamız ve yazarın kendine çocukluk ve gençliğini örnek alması. Dahası, Terapistle olan ilişki de yalnız hissetme. Ben de birçok terapistleyken yalnız hissediyorum.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.