SANIRIM AŞK

(Bu yazının okunması yaklaşık 3 dakika sürmektedir.)

    O sabah uyandığımda gökyüzü maviydi. Bulutlar aynı mayhoşluğuyla süzülüyordu, kargalar yine kayıtsızdı etraflarındaki kedilerin koşuşturmalarına. Güneş dilim dilim uzanıyordu odamın içine ve ışık huzmesindeki tozlar her zamanki sakinlikleriyle dolanıyordu boşlukta. Böyle monoton bir güne uyanıp “Bugün her şey değişecek.” deseydim tuhaf kaçmazdı. Tuhaf karşılamazdı herhalde duvarlarım bu cümlemi, tavandaki fosforlu yıldızlarımın garibine gitmezdi bu varsayımım. Yine de ben hiç ihtimal vermemiştim o gün hayatımın değişebileceğine. 

    O sabah uyandığımda gökyüzü maviydi. Yıllar evvel kimse ulaşamasın diye ördüğüm duvarların paramparça olduğu gündü. Şimdi düşünüyorum da yapımı tamamlandıktan bir iki ay sonra yıkılacağını veya bir kişilik istisnaya yer vereceğini bilseydim hiç başlamazdım yapmaya. Beni üzen, yaralayan ne varsa içine aldığım ve kendimi onlarla yalnız bıraktığım duvarlarım daha sağlam olmalıydı. Sıradan bir güne yenilmemeliydi. Rutubetle çevrili duvarların yüzeyi soğuktu, buram buram yalnızlık kokardı o taştan duvarlar, nemli gözlerimi saklarlardı insanlardan. Özenle dizdiğim taşlarımı bir kere olsun özlemedim o günden sonra.

    O sabah uyandığımda gökyüzü maviydi. İki minik gamzeye yenildim, biri diğerine göre daha silik. Masmavi bakan bir çift kahverengi göze yenildim, hissettiği her şeyin yansıdığı o gözlere. İstanbul Türkçesi ile konuşan birine yenildim, sesinde söyleyemediği sözcükler olan. Puslu bir okyanusu seyreden yalnız bir deniz fenerine yenildim sanki ve bu başıma gelen en güzel şeydi. 

    Başıma gelen en güzel şeydi çünkü iliklerime kadar sevildiğimi hissettim ve sevdim. Bir an için bile yalnız hissetmedim, kelimenin tam anlamıyla iyi günde ve kötü günde klişesini yaşadım. Çoğu zaman mantıklı, nadiren saçma sapan şeyleri beraber yapabileceğim biri vardı ve biz deli gibi eğlendik. Birbirimizden çok şey öğrendik, yeni öğrendiğimiz şeyleri de büyük bir hevesle birbirimize öğrettik. Her şeyden önemlisi biz iki yakın arkadaştık ve beraber büyüme şansına sahip olduk.

    O zamanlar sokakların soğuk gölgeleri şehirde rahatça gezebiliyordu, aşk denen illet gözlere ve mektuplara hapsolmuştu, hayat güzeldi. Kara sevdaya tutulanların gözlerinden hasret damlardı, her şeyi yapabilirdin yârini bir kez daha görebilmek için ve bu da sevdaya dahildi. Çok çocuktuk. Belki de bu yüzden hislerimiz masum, yoğun ve gerçekti. Öylesine gerçekti ki bu satırları yıllar sonra kasım ayını anımsatan bir şubat ayında yazmama rağmen her anı canlı, her anı taze, her anı düne aitmiş gibi. 

    Benim hayatım sıradan başlayan bir günde değişti, hiçbir pişmanlığımın olmadığı içimi ısıtan anılar bıraktım geride. O günden sonra ben de değiştim, öyle güzel olduğum için öyle kalmak istemiştim ama çok değiştim. Büyüdüm, daha çok yazı yazdım, daha çok şarkı dinledim, daha çok kendimi düşündüm, iyileşmek için daha çok uğraştım. Sanırım aşk deniliyor buna. Herkesin farklı şekilde tasvir ettiği garip bir duygu var ya, o işte. Ben sanırım en başından beri âşık olduğum günü anlatıyorum. 

    Bir masalda yaşamadığım için bu güzel hikayemin sonu “Sonsuza dek mutlu yaşadılar.” cümlesiyle bitmese de kötü de bitmedi. Beraber büyüdüğüm insanla artık beraber değiliz ve dürüst olmak gerekirse ben bir daha öyle sevemedim. Ancak hayat hala çok güzel ve çok sıradan. Değişmeye, büyümeye ve kendi çapımda sevmeye devam ediyorum. Gökyüzü hala mavi bu arada, ben hala her sabah uyanıyorum. 

Yazar: Özgür Özben

SANIRIM AŞK” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.