(Bu yazının okunması yaklaşık 2 dakika sürmektedir.)
Nefes almak, belki de hayatımda yaptığım en düşündürücü eylemdir. Basit, kolay ve ulaşılabilir her istemin değerini kaybetmesi gibi hissettirir onun hakkında düşünmek. Basittir; oysa, kompleksin en derin halidir. Nefes almak çok değişkendir. Koşarken aldığınız nefesle yürürken aldığınız nefes aynı değildir. Bir sahnede konuşurken kelimelerin arasına sıkıştırdığınız nefes ise hepsinden çok daha ilginçtir. Kalbinizin atması gibi, size yaşadığınızı an be an hatırlatır; sessiz fakat güven vericidir. Kaç kere fark edersiniz nefes aldığınızı? Koşarken, yürürken, sahnede?
Oysa herkes unutur, bildiğini unutur ki biz ancak andan ana var olabiliriz. Lineer bir çizgide yaşadığınızı sansanız da bu aslında mümkün değildir. Hayat, dönüşler, uzamlar ve renklerden ibarettir. İnsanlar da öyledir. Et ve kemikten ötesine bakma cesareti bulduğunuzda, o gözlerin arkasında renkler ve desenler görebilirsiniz. Onlar hayatın kendisidir. Varlık hakkında düşünürken en basit ve en görünür sandığınız için bir kenara attığınız tüm bu kanıtlar gelip sizi bulmaya ve kafanızı biraz karıştırmaya eğilimlidir. Basit kelimeler, anlaması en zor olanlardır. Her gün gördüğünüz bir rengi tanımlamaya çalışırsanız, bunun için paragraflar dökmeniz gerekebilir. Desenleriniz ve renkleriniz yalnız size özeldir, sanatın sınırları dışında ve serbest bıraktığınızda var olabilen en derin halinizdir. Benim için de nefes almak böyledir, diyebilirim.
Andan ana yaşarken, beni neyin yaşattığının peşinde koşarken, hiç gitmediğim tüm bu renk ve desenlerde kendimi bulurken, bana eşlik eden tek ses nefesim olabilir. Koşarken bana eşlik eder, beni çağıran bu dünyalara düşünmeden atlarken. Belki de insanın yaptığı her eylemin derinlerine gömülmüş anlaşılma isteği, bunun en anlamlı parçalarından biridir. Nefesimiz bize eşlik ederken bile kolayca yalnız olduğumuzu düşünürüz ve bu duyguyu yatıştırmak için kendimizi çeşitli unsurlara kaptırırız. Fakat insanın yalnızca kendisi tarafından eşlik edildiği bazı yollardan geçmesi gerekir.
Ve bu yüzden koşmaya devam etmeliyim. Bakınca kendimi gördüğüm tüm diğerlerini bırakmak için, onları bir gün oldukları gibi görebilmek için, kendimi ait olduğum yere götürebilmek için… Anlaşılmak ve anlatmaktan önce ne anladığımı görmek, kendim için inşa ettiğim en cesur parçam oluverdiğinde, kendim dışında bir şey olmak bana mümkün gelmedi.
Böylece anladım ki baktığım her yerde dünyayı görmek içindi tüm bu yaptıklarım. Koşacaktım. Belki de ömrüm boyunca istediğim tek şey, kendi korkularımdan özgür olmakmış gibi… Koşacaktım, nefeslerim tükenene kadar hepsini hatırlamak, aklıma kazımak için. En kompleks şekilde ve de çok basitçe, kendim olacaktım. Ve biliyordum: Bir varlığın alabileceği en gerçek form buydu.
Ve dünya dönmeye devam etti. Fakat benim nefesim henüz tükenmedi. Kendi renk ve desenlerim kendi dünyamı döndürmeye başlayana kadar, maalesef durmayı öğrenemezdim.
Ece Şevval Kamiloğlu