Mükemmeliyetçilik

Yaşadığımız evre nam-ı değer modern çağ evresidir. Her şey yazıma başlama şeklim gibi tatlı başlar. Akıl yürütme keşfedilir, dogmalar reddedilir ve bum: ‘’Modern Çağ’’. Peki modern çağda gözümüze asıl çarpabilecek şeyler nelerdir? Modern çağ aslında bize ‘’Ben sana bilgi çağında her türlü imkânı sağladım, senin hata yapma şansın neredeyse 0. Belki ufak bir pazarlıkla bunu 0,01 yapabiliriz.’’ diye fısıldar. Makinaların hayatımıza böylesine girdiği bir çağda insanlar da bu makinalarla karıştırılmaya başlamıştır. Diğer bir deyişle insan hata yapma lüksünden yoksun olmaya başlamıştır. Bir çevirmenin tek bir kelimeyi yanlış çevirmemesi, bir ressamın tek bir fırça darbesini yanlış savurmaması veya bir tiyatro oyuncusunun tiradındaki tek bir söz öbeğini yanlış söylememesi yanılgısının bulunduğu bir çağdan bahsetmekteyim.

Peki böyle mi hayal ediyorduk? Bilimin modern çağımıza böyle bir katkısından mı bahsediyorduk? Hayır. Peki her şey neden böyle ters yüz oldu? Bunun yanıtını bulmak için hep birlikte aydınlanma çağına gidelim. Kilise ve dinin baskısından bunalan bilim insanları reformdan sonraki aydınlanma döneminde artık her şeyi rasyonel bir biçimde açıklama yani kesin bir sonuca varma eğilimine girmişlerdir. Yani duygulara çok az hatta neredeyse hiç yer verilmemeye başlanmıştır. Bu uç eğilim etik, duygu, hissiyat gibi öz benliğimizi keşfetmemize yarayan değerlerin yok sayılmasına sebep olmuştur. Unutulan bu değerler zamanla yıkımlara sebep olmuştur. Örneğin Nazi Almanyası harika bir teknolojiye sahipti ve düzinelerce insanın katliamını gerçekleştirdi. Çok uzağa gitmeye bile gerek yok. Günümüze gelecek olursak bilimin insanların iyiliğini ön planda tutan bir unsurdan çok güçlü yani söz sahibi insanların çıkarına olan bir şey olduğunu görürüz. Örnek olarak tıp biliminin mevcut olduğu hastanelerden en güzel biçimde faydalananların genelde nasıl insanlar olduklarını hiç durup düşündünüz mü? Ya da ben ve çevremdeki psikoloji alanında eğitim gören ve çalışan birçok kişinin maddi durumu ile kendini geliştirme oranının genelde doğru orantılı olabileceğini hiç düşündünüz mü? Önce lisans ve bu süreci takip eden birçok ödeme yapılan seminerler, yüksek lisans masrafları ve belki de doktora masrafları, yurt dışında kendini daha iyi geliştirebileceğini düşünen kişiler, klinik açmak için ödenen masraflar… Ve seansı en az 300’den başlayan kliniklerden en iyi şekilde kimlerin faydalandığını düşünüp yanıtı bulmak çok da zor olmasa gerek.  Bu saydıklarım dışında birçok alanda ne kadar mükemmele yakınsan o kadar aramızdasın ve refaha sahipsin. Ve bu çarkta işleyen mükemmeliyet olgusu ne kadar temiz duygular ve etik değerler taşıman ile ilgili değil.  Ne koşullarda olursa olsun bu değerleri hiçe sayarak bile olsa sadece başarıya odaklanıp bu başarıdan elde edilen materyal zenginliklere odaklı bir mükemmeliyettir. Bunun farkında olan birçok insan başarılı olabilmek uğruna canını dişine takarak birçok şeyden feragat ederek başarıya giden yolu açmış oluyor. Bu kişiler önlerine bir kağıt koyup bu başarıyı elde ettikleri esnada neleri kaybettiklerini görseler küçük bir sarsıntı yaşayabilirler herhalde.

Bütün bu anlattıklarımı Karl Marx’ın çok sevdiğim bir sözüyle sonlandırmak istiyorum: ‘’ Ne kadar az yer, içer, kitap okursan, tiyatroya, dansa, meyhaneye ne kadar az gidersen ve ne kadar az düşünür, sever, kuram yaratır, şarkı söyler, resim ve eskrim yaparsan, o kadar fazla sermaye biriktirirsin; mezar böceklerinin ve toprağın yok edemeyeceği hazinen o kadar büyür. Kendin ne kadar azalırsan o kadar çoğa sahip olursun; kendi öz hayatını dile getirmenle dışsallaşmış hayatını dile getirmen ters orantılıdır; yabancılaşmış varlığın gitgide büyür.’’(1844,El Yazmaları).

*Dipnot: Sözüm meclisten dışarı arkadaşlar. Büyük bir çoğunluğun ne durumda olduğunu, genel durumu ön planda tutmak istedim. Sevgilerimle ☺

YAZAR: Ceren Nur GÜRLER

PsiNossa: Çevirmen

Işık Üniversitesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.