Kırık Camdan Yansıyanlar

"Hayat bir ormana benzer; bazı patikaları güneşli, bazıları sık ve karanlıktır. Yürürken dallar yüzümüzü çizer, dikenler canımızı acıtır ama bazen bir açıklıkta durup gökyüzüne bakarız, işte o an; tüm yorgunluğa rağmen iyi ki yürüdüm deriz. Bu yaşamın bize sunduğu en sessiz fakat en gerçek umut anıdır"

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 5 dakika sürmektedir.)

Hayat, zamanın avuçlarımızdan damla damla düştüğü hem ağırlığıyla hem hafifliğiyle var olan bir gerçekliktir. Bazen yokuş yukarı yürüdüğümüz, bazen de yer çekimini unutup havalanabildiğimiz bir yolculuk; ama ne kadar çabalarsak çabalayalım, hayat dediğimiz şey çoğu zaman planlarımızla alay eder. İçimizdeki umut filizlenirken birden bastıran fırtınayla savrulabilir, işte tam da bu çelişkide saklıdır onun hakikati: Güzelliği, kırılganlığıyla iç içedir.

Her sabah güneş doğar: bazen göz kamaştırıcı, bazen de donuk bir grilikle… Kimileri için yeni bir başlangıçtır bu doğuş, kimileri içinse dünden kalma ağırlıkların yeniden taşınması demektir. Hepimiz görünmez bir yükle dolaşırız; kimimizin yükü yalnızlık, kimimizin kaygı, kimimizinse geçmişten gelen gölgesidir. Kaygılarımız, çoğu zaman bir duvar gibi örülür önümüze: Yetersizlik korkusu, sevilmeme endişesi, geleceğin belirsizliği… Zihnimiz bir savaş alanıdır ve bazen en büyük düşman, içimizdeki sesin kendisidir.

Hayat yalnızca karanlıktan ibaret değildir. Bazen bir çocuğun gülümsemesinde, bazen bir dostun sessizce yanında durmasında, bazen yalnızca gökyüzüne bakmakta saklıdır bizleri iyi hissettirecek ışık. İnsanoğlu kırılgandır ama aynı zamanda esnektir; ne kadar acı çekersek çekelim, bir şekilde devam edebilecek gücü içimizde bulabiliriz, bu bir mucize değildir; insan olmanın ta kendisidir. Hayat bir ormana benzer; bazı patikaları güneşli, bazıları sık ve karanlıktır. Yürürken dallar yüzümüzü çizer, dikenler canımızı acıtır ama bazen bir açıklıkta durup gökyüzüne bakarız, işte o an; tüm yorgunluğa rağmen iyi ki yürüdüm deriz. Bu yaşamın bize sunduğu en sessiz fakat en gerçek umut anıdır.

Korkularımızı ve kaygılarımızı yenmenin yolu onları yok saymak değil, onlarla konuşmayı öğrenmektir çünkü; duygular bastırıldıkça daha güçlü gelir kapımıza. Oysa onlara birer misafir gibi davranabilsek belki de bu kadar kalıcı olmazlar. Korkunu tanımak, onunla yüzleşmek seni zayıf yapmaz; bilakis seni “cesur” yapar. Kendine dürüst olmak, maskeleri çıkartmak hem cesaret ister hem de sonsuz bir içsel rahatlık getirir. Gerçek güç; kaosun içinde bile iç huzurunu koruyabilmektir. Cesaret dediğimiz duygu; en çok kendi zihnimizi susturabildiğimizde parlar.

Elbette hepimiz zaman zaman yoruluruz, umut etmek bile lüks gelebilir fakat unutulmamalı ki: Hiçbir gece sonsuz değildir. Hayat ne tamamen trajedi ne de salt bir zafer hikâyesidir. O, bu iki ucun arasında sürüklenip giden, ne siyah ne de beyaz olan, gri tonlarla bezeli bir hikâyedir. Bu hikâyede önemli olan: “Her şey iyi olacak.” yalanını söylemek değil, “Her şey, her şeye rağmen iyi olabilir ve her şeye rağmen devam edebilirim.” diyebilmektir. Hayatın kırık aynasından yansıyanlar bazen can acıtabilir ama unutmamak gerekir; en güzel ışıklar kırık camlardan süzülenlerdir…

Yağız Efe Yaşin

Görsel kaynağı yapay zekâ ile hazırlanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.