(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 3 dakikadır.)
Tam olmamak… Her yerde kendinden bir şeyler barındırmak ama onları kendinde bir türlü toplayamamak… Tavana bakarken bunları düşünüyordu. Çevresini izledi. Yatağı, masası, kitaplığı hepsi çok tanıdıktı. Güvenliydi. Mutlu muydu peki? Değildi. Ya da hissini doğru mu adlandırmıştı acaba? Mutluluk sürekli olan bir his değildi. Olamazdı. Huzur muydu aradığı sözcük? Mutsuz olsanız bile huzurlu olabilirdiniz, içiniz rahat olabilirdi. En son ne zaman huzurlu hissetmişti? Cevap veremedi. Belki de huzur da sabit bir duygu olamazdı. Gerçi hangi duygu sabit kalabilirdi ki? Yataktan doğrulurken perdenin kenarındaki leke dikkatini çekti. Ne zaman olmuştu? Yine hangi sakarlığının sonucuydu acaba? Gerçekten çok dikkatsiz bir insan olabiliyordu. Eline bir ıslak mendil alıp perdeyi silmeyi düşündü ancak masanın başına geçmesi gerektiğini hatırladı. Masasının başına geçmişti ancak neden geçmişti? Bilgisayarı açması gerekiyordu sanırım. Ne düşünüyordu en son? Perde tamamen dikkatini dağıtmıştı. Hep böyle olurdu zaten. Asla dikkatini tek bir işe toplayamaz, küçük bir çocuk gibi kelebeğin peşinden koşuverirdi. Kendisiyle yaşamak zor olmalıydı. Ailesi için üzüldü. Kendisi de kendisi ile yaşarken çok zorlanıyordu. Bunu düşünmek ona ne düşündüğünü hatırlattı. Kendimizden nefret ediyorduk, hayattan da nefret ediyorduk ve huzurlu değildik. Tamam da bu onun neden bilgisayarı açması gerektiğini açıklamazdı ki. Odanın köşesindeki yoga matı dikkatini çekti. Evet, yoga videosu bulacaktı. Bomboş yazını doldurma çabasıydı hep bunlar. Zaten hobilerde istikrar konusunda pek iyi değildi. Muhtemelen bir hafta içerisinde bu hobisine de vakit ayırmak ona yük gelecek, yoga da terkedilmiş hobiler tepesinde yerini alacaktı. Bu şekilde düşünmek kötü müydü acaba? Kendini tanımak mıydı yoksa? Başlamadan başaramayacağını düşünmek… Ödeve başlarken beceremeyeceğini, gülerken ağlayacağını, severken biteceğini düşünmek ve hep sonuca odaklanmak da bir problemdi aslında. Kendi kendine güldü. Problemi vardı ve bunun farkında olarak davranmak da başka bir problemiydi. Daha işlevli mutlu bir insan olmak için çabalaması gerekiyordu ve buna zihninin derinliklerinden başlamalıydı belki ama nereden başlayacaktı? Nereden tutsa elinden kalıyordu. Belki de çok düşünmekti asıl sorunu. Dıştan ifadesiz olsa da beyninde yankılanan kahkahayı duydu. Eğer sorun düşünmek ise sonsuza kadar sorunlu kalacağını biliyordu.
Videolara bakmadan önce kahve içmek istediğini fark etti. Telefonunu alıp mutfağa doğru yürüyecekken su kaynayana kadar izleyecek bir video aradı. 15 dakika sonra videoyu bulduğunda bu süre içerisinde çoktan kahveyi yapabileceğini fark etti ancak bu onu şaşırtan bir durum değildi. Hep böyle olurdu zaten. Peki bir hatayı sürekli tekrarlıyor olması onu hata olmaktan çıkarıyor muydu? Ne yazık ki hayır. Muhtemelen içmeyi unutacağı kahve ile masanın başına oturmadan önce perdenin aralığından görünen bahçe dikkatini çekti. Perdeyi aralayıp bahçeyi gördüğünde umutla doldu içi. Bu muydu yani? Saatler boyu zihninin dip köşelerindeki yolculuğundan onu çıkaran 3-4 tane ağaç mıydı gerçekten? Camı açtı. Kafasını camdan çıkardığında aldığı koku onu daha da huzurlu hissettirdi. Yüzüne çarpan rüzgâr, ağaçların o görüntüsü, bahçedeki mamaları yiyen pofuduk siyah kedi… Rüzgârın hissettiği kötü şeyleri alıp götürdüğüne dair çocuksu bir inancı vardı küçüklüğünden beri. Birden kendini umutlu hissetti. Evet, umutlu hissetti. Mutlu ya da huzurlu değil; bir şeylerin güzel olabileceğine dair daha güzel hissetti birden. Kitap okuyası geldi. Ya da ailesinin yanına mı gitseydi? Belgesel de izleyebilirdi. Her şeyi aynı anda yapmak istedi birden. Nasıl da heveslenmişti aniden. Belki de buydu sorun. Küçük şeylere mutlu olmak güzeldir ama belki de o küçük olaylardan çabuk etkilenen bir insandı. Eş derecede küçük bir olay onu yaşamdan koparabiliyordu. Dengeli durmak çok zordu. 5 dakikalık arayla hayat çok güzeldi ve çok zordu. Ödev kolaydı ya da basitti. İnsanları çok seviyordu ya da nefret ediyordu. Bütün bunları düşünüyordu ama kitap okuyacağını unutmuştu tabi. Pencere pervazına bıraktığı soğuyan kahvesini alıp kitaplığa yönelmeden önce son bir kez pencereden dışarı baktı. Ne olursa olsun güzeldi hayat sanki. Hep bir umut vardı. Sanırım onu kurtaran da bitmek bilmeyen umuduydu.
Yazar: Arzu Şahin
Görsel Kaynak
https://www.pinterest.nz/pin/450571137713589783/