İntikam, Güç ve Hamlet

"Ve bu noktadan sonra, bu yolculuğun başarılı ya da başarısız olmasının bir önemi yoktur. Çünkü artık, Hamlet de yoktur. Sadece intikam vardır."

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 6 dakikadır.)

Altı ya da yedi yaşındaydım diye hatırlıyorum. Babam, o akşam elinde bir DVD oynatıcıyla gelmişti eve. Açıkçası o yıllar için heyecan verici bir teknolojiydi benim adıma. Cihazı hızlıca televizyona bağlamıştık ve uzun zamandır izlemeyi beklediğim filmin karşısına geçmiştim. 2002 yapımı, Tobey Maguire’lı Spiderman filminden bahsediyorum. Büyülenmiş şekilde, ekranın karşısında kalakaldığımı anımsıyorum. İşte o gece, hayatım boyunca hiç unutmayacağım bir cümle kazındı aklıma. Amcası Ben Parker’ın, kahramınımıza söylediği o söz, gerekli olduğu her anda zihnimde tekrarlandı: “Büyük güç, büyük sorumluluk ister.”

Hem filmlerini hem de çizgi romanlarını küçük yaşlardan beri keyifle takip ettiğim Peter Parker’ın -Spiderman’in gerçek kimliği- kahramanlık felsefesini, bu söz oluşturmuştur her daim. Yaşamı boyunca en sevdiklerini kaybetmesine, kendini ve yaptığı işi sorgulamasına, hatta intikam almak için yanıp tutuşmasına rağmen, çizgisinden sapmamayı başarmıştır.

Oysa gerçek hayatta, bunu başarmak çok daha zordur. Kalbimizi kırarlar, gururumuz incinir kimi zaman. Geceleri, öylece izleriz tavanı gözyaşlarımız süzülürken yanaklarımızdan. Bilendikçe bileniriz. Nefret ederiz hepsinden, onların da canı yansın isteriz.

Sonra, belki de bir fırsat geçer elimize. Gördüğümüz tüm kötülüklerin hesabını sorabileceğimiz bir gün gelir. Önce zihnimizde bir mahkeme kurarız. Hakimi de, müştekisi de biz oluruz o mahkemenin. Yargılarız bize kötülük edenleri, aklımızın derinliklerinde.

Keza, birini yargılamak için ondan güçlü ya da güçsüz olmak gerekir. “Par in parem non habet jurisdictionem.” diye bir cümleden bahseder Hannah Arendt, ‘Kötülüğün Sıradanlığı’ adlı kitabında. Bu cümle, her ne kadar devletler arası bürokrasiyi kastetse de, insanlar arasında da bu kuralın geçerli olduğuna inanmışımdır hep: “Eşit olanlar, birbirlerini yargılayamaz.”

Peki, ne yapmalıdır insan böyle bir durumda? Gerekli gücü kazandığımızda, canından can alanı affetmek, yücelik mi yoksa aptallık mıdır?

Nietzsche, adaletin intikam demek olmadığını vurgular. Ona göre, intikam hınç duygusu sonucu oluşur; yani o tepkisel bir eylemdir. Tepkiselliğin ise adalet ile hiçbir ortak yanı yoktur. Hatta, hukuk kurallarının da bu duruma dayandığını belirtir.

İntikam kavramının en iyi işlendiği yapıtlardan biri de, kuşkusuz ki William Shakespeare’in ‘Hamlet’ oyunudur. 1601 yılında ortaya konan bu eser, yıllar boyu pek çok filozofun, yazarın ve psikanalizcinin sentezinden geçmiştir.

Kendi içinde kaybolmuş prensimiz Hamlet’in, babasının intikamını almaya yönelik duyduğu tereddütler, anlam arayışları ve onu bir çeşit eylemsizliğe götüren kendine yabancılaşmalar, oyunun sonuna kadar bitmek bilmez.

Sartre’ın ‘Bulantı’ romanında geçen bir sözü, Hamlet için de kullanmak yerinde olacaktır: “Onu hiçbir şey durduramaz, ama her şey kırabilir.”

Hamlet, kendinden vererek, paramparça olarak devam eder intikam alma yolculuğuna. Attığı her adım, kendinden daha da çok uzaklaşmasına ve geri dönülemez bir intikam yolculuğunun içinde hapsolmasına yol açar. Ve bu noktadan sonra, bu yolculuğun başarılı ya da başarısız olmasının bir önemi yoktur. Çünkü artık, Hamlet de yoktur. Sadece intikam vardır.

İntikam yoluna girdiğimizde, varoluşumuzu dâhi yalnızca bu olgu üzerinden tanımlarız. Bir süre sonra, bizden geriye kalanlar gittikçe azalır. Ve bir zaman gelir de, intikamımızı alırsak, bu kez sürükleneceğimiz tek nokta ‘hiçbir şeysizlik’ olur. Çünkü artık ‘ben’ diye bir şey yoktur. İntikam, özümüzden önce gelir.

Tüm bu çerçevede baktığımızda, bırakın intikamımızı almayı, intikam almaya giden yolun bile ne kadar sancılı ve kendimizi parça parça eksilttiğimiz bir süreç olduğunu görebiliriz. Ancak bir yandan da, intikam almanın dayanılması güç cazibesini de yok sayamayız. Belki geçmeyecektir çektiğimiz acılar ama sonunda anlayacaktır bizim neler çektiğimizi, bize bu acıları yaşatanlar. Ki belki de, insanın kendisini paramparça edeceğini bilmesine rağmen, kötülükler karşısındaki amansız intikam dürtüsünün asıl amacı budur; bir şekilde anlaşılmak…

Her ne olursa olsun, intikam almaya giden bu dipsiz kuyu, bizleri kendi benliğimize yabancılaştıracak ve günün sonunda geriye hiçbir şey kalmayacaktır. Ayrıca iyiyi ve kötüyü sadece kendi terazimizle tartıp almaya çalıştığımız bir intikamın, ne kadar hakkaniyetli ve geçerli olacağı da tartışma konusudur.

“Zira iyi de yoktur kötü de. Düşünce var eder ikisini de…”  (Hamlet, William Shakespeare)

Yazar: Berkant Cödel

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.