İhtiyacımız olduğunu düşündüğümüz şeylerin gerçekten ihtiyacımız olup olmadığını hiç düşündünüz mü? Hiçbir şeyin yetmediği, tüketmeye çok alıştığımız bir çağda yaşıyoruz. Manevi şeylerle yetinmeyi unuttuğumuzdan beri mutluluğu maddi şeylerde arıyoruz. Oysa yaşamaya yetecek kadar yiyecek, kıyafet, eşya bizleri çok mutlu edebilir. İçinde sevdiklerimizin olduğu sıcacık bir yuva bizlere yetebilir, fakat biz hep daha fazlasını, daha farklısını arıyoruz. Hepimiz lüks arayışındayız. Elde ettiğimiz şeyler onlara sahip olduktan sonra değerini yitiriyor ve onları öylece bir kenara atıyoruz. Aslında sahip olmadan önce bize ne kadar cazip geliyordu değil mi? İhtiyaç duyduğumuz şeyleri maddileştirmeye çalıştıkça derin bir hüznün içine savruluyoruz. Öyle doyumsuzuz ki gözle görülen, elle tutulan her şeye tapıyoruz. Bunları kaybettikten sonra da mutlu olmadığımız, kabul görmediğimiz bir yerde buluyoruz kendimizi. İnsan savurgan, elindekinden çok çabuk bıkıyor. Hep daha farklı olanın peşinden gitme eğiliminde. Son zamanların modası oldu değiştirmek, ihtiyaçlaştırmak.
İhtiyacımız olduğunu düşündüğümüz şeylerin kaç tanesine gerçekten ihtiyacımız olduğunu sorgularken buluyorum kendimi. İnsan en çok kendini kandırmayı seviyor, en kolayı bu çünkü. Bebeklikten başlıyor bu bizde. Daha fazla ve daha farklı oyuncaklar bir çocuğun ağlamasını durdurmaya yetiyor. Böyle yetiştiriliyoruz; tüketmeye alıştırılarak.
Peki, nasıl oldu da bu hale geldik? Günümüzde eskiye nazaran çok daha fazla reklam aracı olduğu için insanların etkilenmesi de çok daha kolay hale geldi. Reklamlarda gördüğümüz ürünlere sanki ihtiyacımız varmış gibi bir algı yaratılıyor. Bizim sahip olmadığımız ya da sahip olsak bile bir üst modeli çıkmış bir ürünü almamız gerekiyormuş gibi düşünüyoruz. Bilhassa sosyal medya da kolaylıkla etkilenmemizi sağlayan bir mecra haline geldi. Mükemmel evlere, kıyafetlere, arabalara gerçek yaşamlarında sahip olan insanlar sosyal medyada bizlere ürünler tavsiye ediyorlar, biz de ‘’Aa tam benim aradığım şey, benim de buna ihtiyacım var.’’ diye düşünmeye başlıyoruz. Arama motorlarında veya sosyal medyada neyi aratırsak sürekli karşımıza onunla alakalı reklamlar çıkıyor. Bir şey ne kadar sık karşına çıkarsa o şeye sahip olma isteğin ve seni sahip olmaya iten içgüdülerin de aynı doğrultuda artar. Oysa Maslow ‘’İhtiyaçlar Hiyerarşisi’’nde bizlere şunu söyler: “İnsanın ihtiyaçları; temel fizyolojik ihtiyaçlar, güvenlik, ait olma ve sevgi, statü ve saygınlık ve kendini gerçekleştirmedir.’’ Günümüzde ihtiyacımız olduğunu düşündüğümüz şeylerin ne kadar ‘’maddi’’ şeyler olduğunu fark ediyoruz. Maslow’un bizlere söylemiş olduğu 6 ihtiyaç türüne sahip olabilirsek gerçek mutluluğu ve tatmin duygusunu yaşar mıyız? Bence bir insana hayatta kalması için gereken imkânlar sunulduktan sonra ihtiyacı olan en muazzam şey kalbinden geçirdiği manevi duygulardır. Şimdi durup bir düşün: Gerçekten neye ihtiyacın var?
Yazar: Öykü Sönmez