(Bu yazının okunması yaklaşık 2 dakika sürmektedir.)
Kurallı yaşamaya adamıştım hayatımı. Tüm renkleri severdim ama bende ayrı hava uyandıran boyamı alıp çizdim kırmızı çizgilerimi. Gün içinde sırası değişse de mutlaka yapılacaklar vardı ve bir de yapmaktan hoşlanmadıklarım. Sevdiklerimin altını kırmızıyla çizerken sevmediklerimin üstüne çektim çizgiyi. Bana göre bir insanı yaratan ve onun kişiliğini oluşturan bu kırmızı çizgileriydi. Çoğu şey düzenli ve sabit, konfor alanının dışına çıkmamak için her şey tastamam.
Kurallı ve sıralı maddelerimin birincileri her zaman eksiktir ve kayıptır. En sevdiğim ikinci, üçüncü kitap vardır ama birinci yoktur. Birçok sevginin ve nefretin ilkini hala bulamadım. Bu tuhaf arayış ya ömrümün sonuna kadar devam edecek ya da bulup zihin defterime yazacağım gün beni bekliyor olacak.
Çizdiğim kırmızı çizgilerim bazı alanlarda saygıyı ve özgüvenimi getirdi. Ayıp olmasın diye istemeyerek yerine getirdiğim ricalara “hayır” diyebilmemi, fikirlerimi ve duygularımı fark edenlerin bana saygı duyduklarını görebilmemi öğretti.
Her ne kadar çevreme çizdiğim çizgiden çıkmamaya ve düzenimi bozmamaya çalışsam da içimdeki merak ve değişim dürtümü kıramadım. Evet rahatım yerindeydi ve buranın kaç yıllık sahibiydim fakat kırmızı boyalar benim elimdeydi. İstediğim zaman yeniden çizer, karalar ve kalıbımdan taşabilirdim.
Çizginin dışına adımımı atarken en çok cesaret konusunda zorlandım. Sahip olduğum konumumdaki netlik, gitmemem için geçerli en kuvvetli neden olabilirdi. Farklı deneyimler veya ön yargıyla yaklaştığım yapılar bende belirsizliği ve yanlış duyguları uyandırıyordu. Birkaç adımım sayesinde çizgimin ve ön yargılarımın zincirlerini kırabildim. Asla yemem dediğim yemeğin aslında fena olmadığını, kesinlikle binmem dediğim lunaparktaki aracın eğlenceli olduğunu, gerçekçi kitapların yolundan sapmayacağımı düşünürken ütopik kitapların da ilgimi çektiğini fark ettim.
Kırmızı çizgiler tıpkı bir ev gibi güvenli, konforlu, alışılmış ve yerli yerindeydi. Ancak tüm ömrümü bu evin içinde geçiremediğim için dışarı çıkma ihtiyacı duyuyor, deneyimin ve cesaretin havasını solumanın gerekliliği zihnime işliyordu.
Evim bildiğim çizgilerimin dışına çıktığım zamanlar artmaya başladığında kendimi hiç olmadığım kadar sahipsiz hissettim. Adeta benliğim bulanıklaştı, kurallarımın olmadığı ıssız sokaklarda varlığımı ve alıştığım yurdumu aradım.
Kuralsız ya da başıboş takılmayı seven benliklerin de kaybolmayı sevdikleri sokaklar, kırmızı çizgilerini oluşturuyordu. Bu durumda her bir bireyin alanından ayrılması, uyum sağlayamayacağı ortamda bulunarak farklı olaylara şahit olması ve kabullendiği değerlerinin değişime uğraması onu afallatan bir sorun olabilirdi.
Başkalarının kırmızı çizgilerine özenle yaklaşmak, sevdiği ya da sevmediği olgularda ısrarcı olmamak, çizgilerinin içinde kalmak veya kalmamak gibi tercihlerine karışmamak ancak empati yapabilen ve üstün saygı yetenekleriyle kuşanmış tek canlı olan biz insanlara aittir. Yaşamında isteyerek veya istemeyerek bu çizgilerinin varlığından haberdar olanlar her zaman huzur bulabildikleri bir evlerinin olduğunu hatırlamalı ve ara sıra dışarı çıkmanın bir ihtiyaç olduğunu unutmamalıdır.
Yazar: Beyza Nur Fıkdıkcı