Hoşgeldin!

Kimi zaman hangi kelimenin daha uygun olacağını düşünmeme gerek yokmuş. Yazdığım her kelime onu hatırlatır, her cümlem ona çıkarmış sonunda onun ses tonuyla birlikte.

(Bu yazının okunması yaklaşık 3 dakika sürmektedir.)

Bana nelerden korktuğum sorulduğunda başlardım saymaya: Karanlık, köpek, gök gürültüsü, sevdiğim birini kaybetmek, adını anmaktan bile hoşlanmadığım o malum hayvan… Uzar giderdi böyle liste, şu an bu satırları yazarken bile hatırlamadığım çok şey olsa da. Ne olursa olsun aşık olmak diyemezdim bu soruya. Hem korku hem de saçmalığın ta kendisiydi benim için. Romantik filmde miyiz sanki, insan gerçekten de aşık olur muymuş hiç?

Birbirine baktıkça içi gülen gözler gördüm defalarca. Kalbimi acıtacak, hemen ardından birkaç damla yaş süzülmesine sebep olacak bir sürü hikaye dinledim. Birbirini tamamlayan hikayeler, aynı hisler, kalbi yerinden çıkacakmışcasına çarptıran gülümsemeler… Hepsi masal ürünü veya bir rüyadan ibaretti benim için. Sonunda kalp kırıklığı yok muydu sahi hiçbirinin?

Zaman geçtikçe tüm söylediklerimi unutmak istedim. Şu an yaşadığım duygu o çok anlatılan aşksa eğer, ki öyle olduğuna eminim, sonunda yüzleşmek istemediğim boyumu aşan cümleler kurmuşum bunu anladım. Bugüne kadar doğru sandığım, ölesiye savunduğum tüm yanılgılarım silinsin. Bu hisle yaşamaya devam edeyim ömrümün yettiği yere kadar. Kalbime aynı sonla biten geceleri de beni bitiren hikayeleri de sığdırdım fakat şu anki hikayeyi ne yere ne göğe ne de koca dünyaya sığdıramıyorum. Bazen bazı hikayeler bitmeliymiş ki bir sonraki hikayede kendimi bulmalıymışım. Belki biraz durup hayatıma teşekkür etmeli, kalbimi dinlemeliymişim. Dünyada cenneti yaşatan bu histen neden ölesiye kaçıyormuşum?

Bazen de ilham için başka pencereler açmalıymışım hayatıma. Herkesin uyuduğu saatlerde balkonda uzun uzadıya oturup düşünmek yerine gözümün önüne bir gülümsemeyi getirmemin yeteceğini bilmeliymişim. Kimi zaman hangi kelimenin daha uygun olacağını düşünmeme gerek yokmuş. Yazdığım her kelime onu hatırlatır, her cümlem ona çıkarmış sonunda onun ses tonuyla birlikte.

Başlangıçlar o kadar da korkunç değilmiş. Başlayınca sonu gelmesin hatta zaman geçmesin isteniyormuş, batan güneşe sinirlendiğimde öğrendim. Hatta kimi zaman tüm yorgunlukların silinmesi mümkünmüş bir el yanağımı okşadığı zaman. En önemli öğrendiğim şey de duyguları özgür bırakmanın hayata güneş doğuracağı oldu. O perdeyi açmaya cesaret edemeseydim eğer kalbime bu ışık doğmayacakmış asla.

İşte dostlar, yok diye avaz avaz bağırdığım bu his aniden hatırlattı kendini bana. Beni benden edeceğini, kendimi kaybedeceğimi düşünürken bana kendimi bulduran, ilk defa böylesine kalbimi dinleten ve her sabah güneşin doğmasını anlamlı kılan o duyguya hoşgeldin!

Yazar: Duygu Akkuş

görsel: https://pin.it/4ssi2OA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.