Hepinize selamlar arkadaşlar! Ülke Ülke Ayın Önerileri serisinin sonuna gelmiş bulunmaktayız. Aslında artık size veda etmem gerekiyordu fakat ben sizleri bırakamadım. O yüzden 1 yıl daha ayın önerilerini yazmaya devam edeceğim efendim sizler için (Kendim için de tabii.) Neyse bu yazının içeriğine gelecek olursak geçen sene içerisinde yazdığım yazılardan en severek ve beğenerek önerdiğim kitap, müzik ve filmleri seçtim. Yepyeni bir seneye en iyi önerilerle başlamak istedim. Ayrıca ekstra bir öneri daha olacak artık yazılarımda, haberiniz olsun. Keyifli okumalar diliyorum efendim sizlere.
Kitap: Olga Tokarczuk – Kadimzamanlar ve Diğer Vakitler

Öncelikle yazar hakkında bilgi vererek başlamak istiyorum arkadaşlar yazıya. Olga ablamız 1962 yılı, Polonya doğumlu ve kendisi Edebiyat kariyerine başlamadan önce Varşova Üniversitesi’nde Psikolog olarak çalışmış ve Carl Jung üzerine araştırmalar yapmış birisi.
Olga ablamızdan da bahsettiğimize göre kitabın övülecek yanlarına gelelim. En önemli özelliklerinden biri 2018 Nobel ödülüne layık görülmüş olması. Bu ödüle gelen yorumlardan birisiyle etkisini biraz daha anlayabilirsiniz diye düşünüyorum. “Tokarczuk ile, Nobel sadece bir kadın yazarı seçmedi, yüzyılın sesini seçti. Olga Tokarczuk, şiirsel üslubu ve akılda kalan hikâyeciliğiyle iz bırakan bir yazar.” demiş Didier Jacobs.
Kitabı da yeteri kadar övdüğümü düşünüyorum artık asıl beklediğiniz yere, kitabın içeriğine gelelim. Kitap 1914 ve 1980 yılları arasında Polonya’da Kadimzamanlar kasabasında bulunan insanların, nesnelerin hayatlarının farklı zaman dilimlerinde yaşadıkları ve geçip giden zamanın oluşturduğu değişim anlatılıyor. Bu zaman dilimleri de tahmin edersiniz ki 1. Ve 2. Dünya Savaşlarına tam olarak denk gelmekte. Ayrıca bu zaman dilimleri sadece insanların değil ölülerin, kahve öğütücüsünün, bitkilerin, oyunun, evin zamanları olması beni çok etkiledi. Okurken en çok zevk aldığım zamanlardan birisi Misia’nın çocukluk zamanları, bir diğeri de kahve öğütücüsünün zamanı. Sizler de okuduktan sonra en sevdiğiniz zamanları benimle paylaşırsanız üzerine konuşmayı çok isterim. Şimdiden keyifli okumalar efendim.
Müzik: Matt Elliott – The Right To Cry

Ah bu müziğin gerçekten bağımlısı oldum ve herkesin de bağımlısı olması gereken bir müzik bence. 17 dakika sürmesine rağmen hem de… Önerdiğim kitabı da neredeyse sadece bu müziği dinleyerek okudum. Ayrıca Matt Elliott abimizin “What’s Wrong” ve “The Guilty Party” adlı şarkılarını da dinlemenizi öneriyorum. Bu önerdiğim şarkıyı ilk dinleyeceğiniz vakit size benden küçük bir tavsiye, uyarsınız uyumazsınız size kalmış. Kulaklığınızı takın, karanlık bir ortamda vücudunuzun rahat ettiği bir yerde gözlerinizi kapatıp sadece müziğe odaklanarak dinleyin (Aman uyuya kalmayın!). Şimdiden keyifli dinlemeler efendim sizlere.
Film: Ulis’in Bakışı – Theodoros Angelopoulos (Dram)

Gerçekten nasıl anlatacağımı bilemediğim bir film çünkü üzerine ne kadar araştırma yaparsam daha da hayrete düşüyorum ve filmi ne kadar boş izlediğimi fark ediyorum. O yüzden sizlere filmi izlerken dikkat etmeniz gereken şeyleri de söyleyeceğim ki benim gibi boş izlemeyin filmi. Neyse öncelikle yönetmen hakkında konuşmak istiyorum biraz. Theo abimiz Yunan sinemasının en önemli ve en değerli yönetmenlerinden birisi. Siyasi, mitolojik ve özellikle çekilmiş olan diğer filmlere göndermeler yapmayı aşırı seven birisi. Yunan mitolojisine olan göndermeleri beni gerçekten çok etkiledi. Filmi izlerken ilk dikkat etmeniz gereken şeylerden birisi mitolojik göndermeler olacak. Filmi çekerken genellikle geniş bir kadraj kullanıp uzun sahneler çekiyor. Sahnelerin uzun olduğunu söylememe kanmayın çünkü filmin müzikleri o kadar güzel ki “Keşke sahneler daha uzun olsaydı da müzik devam etseydi.” diyebilirsiniz.
Filmin hakkında daha derine girelim isterseniz. Ana karakterimiz bir film yönetmeni ve Manakis kardeşlerin kayda aldıkları ilk 3 film rulosunu kayıp olduğu için aramakta. Hatta bazı insanlar bu 3 film rulosunun şehir efsanesi olduğunu savunmakta fakat Ulis abimiz yine de bir ümitle arayışa çıkıyor. Film içerisinde Homeros ve Shakespeare’den alıntılar olduğunu ve ağızda çok güzel bir tat bırakan şiirsel sahneler olduğunu da söylemeliyim kesinlikle. Filmi izlerken dikkat etmeniz gereken şeylerden ikincisini de aklıma gelmişken söyleyeyim. Ana karakterimizin karşısına çıkan kadınları iyi inceleyin. Dikkat etmeniz gereken üçüncü ve son unsur ise sahne geçişlerine çok ama çok dikkat edin çünkü en ufak dikkat dağınıklığında “Nereye geldik daha demin evdeydik geri götürün beni.” diyebilirsiniz. Bu sebeplerden ötürü sakin bir kafayla tamı tamına 3 saat soluksuz ayırabileceğiniz bir vakitte izlemenizi öneriyorum. Eğer Yunan mitolojisi hakkında gram fikriniz yoksa göndermeleri anlamayacağınızdan korkmayın, ben bildiğim halde anlamadım. YouTube da filmin incelemesinin yapıldığı çok güzel bir video var filmin isminin yanına film okuması yazarak aratırsanız hemen karşınıza çıkacaktır. Aynı şekilde filmi Youtube’dan da izleyebilirsiniz. Umarım film hoşunuza gider. Keyifli seyirler diliyorum efendim.
Yazar: Emin Özbayrak