(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 2 dakikadır.)
“Ölüm gelecek ve senin gözlerine bakacak.” demişti Pavese. Sabahtan akşama dek, uykusuz. “Biliyorum.” demiştim yıllar önce. O kadar iyi biliyorum ki iki gözümü şeytanın tek gözüne dikiyorum.
Zaman ellerimde küfleniyor. Akışına bıraktığım şeylerin, yakama yapışmasını izliyorum. Bilmek, olmak ve anlamak arasındaki o sanrısal kaldırımdaki, hep basmaktan kaçtığım çizgileri öfkeyle yürüyorum. Belki de her öykünün kaderini çizen Pavese’yi, gerçekten şimdi anlıyorum. O gözler, benim değildi. Ve en korkuncu da buydu aslında. Henüz o su kabağını boyayamamıştım.
Şimdi bir fotoğrafta görmek istiyorum gözlerini, sonsuz bir zamanda, hep, öylece kalmış. Avuç içimde bıraktığın sıcaklıklardan birini istiyorum. Bana mandalina kabukları yak istiyorum. Her şeyin bittiği yerde zaman durmuyor, ben de göreliliğinde boğuluyorum. Bu sefer kapılar farklı belki ama ben hangisinden girersem gireyim, ardında ne bulacağımı değil, ne bulamayacağımı biliyorum.
Kendimi öznesi sandığım gözlerimi, nereye koyacağımı kestiremiyorum. Ellerimi de. Belki de bu yüzden çok sigara içiyorum. Birdenbire beliren eski bir pişmanlık kaburgalarıma oturuyor. Peşi sıra getirdiği tüm anılarla, pencereden içeri giren akşamlar gelmesin istiyorum. Hatırlamanın ezici gücü ve asimetrik gerçekler içinde, beni geçmişe ışınlayacak bir solucan deliği arıyorum.
Umut da, umutsuzluk da bir bakıma aynı ağırlığa sahip görünüyor. Gözlerimi kapamak bazen bu duyumlar yığınından kurtarırken, bazen de bir türlü uyanamadığım kâbusları doğuran bir işkenceye dönüşüyor benim için. Gerçek olduğunu sanmak, öyle olmadığını anlamak ama tersini dilemek… Gözlerin bir fotoğrafta, sonsuz bir zamanda, hep, öylece kalmış. “Keşke yanılabilseydim.” diyorum içimden. Keşke o su kabağını boyayabilseydim.
Şimdi aklımda yalnız sözcükler var. Sabaha karşı odamdan yankılanan bir gitar sesi… Seni anlatmak istiyorum.
Pavese sesleniyor, “O gözler senin gözlerin değildi.”
Yazar: Hatice Ceren Tırış