Hayatlar

“Yaşayan yaşar, hissedebilen güçte olan hisseder. Bu hikâyede iyi olan değil, bu zorluklar arasında ya da basitlikler içinde özünü anlayabilip bulabilen kazanır.”

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 3 dakika sürmektedir.)

Herkes kendi telaşesindeyken sessiz küçük bir odada oturan, kimseyle konuşmayan,

kendisiyle konuşanları da duyamayan küçük bir çocuk varmış. Etrafında hepsinin birbirinden

farklı hayatları olan bir çok erkek çocuğunun gürültülü konuşmaları eşliğinde, çok çabalayıp

kimseden karşılığını alamadığı uğraşlarından sonra yorgunluğunu dindirmek için gün sonunda

yatağına uzanmış. Kurduğu düşler kendisi fark etmese de ona göre oldukça ağır düşlermiş.

Mesela hiç yaşıtlarının alması gerektiği sorumluluklar değilmiş bunlar ama o fark edemezmiş,

gerçi fark etse de bir şey değişir miymiş bilemezmiş. Bunu düşünecek bir durumda olmamış

çünkü hiçbir zaman. Küçük bedeninin fark ettiği ve zihninde dönen tek çark yorgunluktan

ibaretmiş. Bu yorgunluğunun sebebini ortadan kaldıracak bir ailesi yokmuş. Sabahları onu

öperek uyandıran, okulu için kahvaltısını hazırlayan bir annesi, çalışmasını gerektirmeyecek

bir babası, ona onu anladığını göstermese bile kavga ederek anlaşabileceği kardeşleri yokmuş.

Bu ne zamandan beri böyleymiş, ne zamana kadar devam edermiş ki? Belki de onun kaderi bu

hayattan ibaretmiş. O, başkalarının kaderi nasılmış onu da bilmezmiş, düşünecek zamanı da

yokmuş zaten. Başka hayatların varlığından bihaber yaşıyormuş çünkü etrafındaki herkesin

kendisine benzer bir hayatı varmış.

Onda olduğu gibi tutunacak hiçbir şeyleri olmayan ve ne için çabaladıklarını

bilmeden sürekli bir şeylerin peşinde koşarak para kazanmaya çalışan bir çok çocuk…

Hepsinin hayatı aynı düzlükte bir çok çukuru içinde barındıran, kendi parçalarıyla bunları

kapatan çocuklar… Bazen birkaç plastik ya da kağıt parçası işlerini görürken bazen ise bir

kutu mendilden kazanacakları paraya bağlıymış yarınları. Dünün aynısı bugünün yarınları…

Tanrının unuttuğu sokaklarda barınan çocuklardı onlar. Yolda yürürken sizi

navigasyonun sürüklediği uzun yollardan birine girmişken onlar için hayatlarından ibaret olan

sokaklardan geçeriz aslında. Bize uzatılan bir mendili reddederken iki dakikalık durumda

acıdığımız çocuklar, sonrasında aklımızın derin kuyularına gömülür. Kaderleri buymuş,

yaşamaları lazımmış diye düşünürüz. Bizim bile yanlışlıkla girdiğimiz sokakları hiç

görmeyen, bilmeyen insanlar, habersiz ve umursamaz olarak yaşamaya devam ederler. Düzeni

değiştiremeyen, değiştirmek için de çabalamayan insanlar hayatın içinde bu gerçeklerinolduğunu bilerek yaşamaya devam ederler. Alınan kararlar, herkesin kendi kişisel kazançları

doğrultusunda onları en iyi etkileyecek şekilde devam eder. Farkındalığı olan kişiler çabalar,

stabil hayatları olan insanlar aynı şekilde devam eder, kendisi için bir şey yapamayanlar

bulunduğu durumda giderek daha çok dibe çekilir.

Birileri onları fark ederse devam eden bu düzende bitkisel hayatta kalbi atan ama

hiçbir değişiklik göstermeyen bir insanın ritminde olan ufak yükseklikler ve sonrasında

normale dönen kalp atışları gibi anlık heyecanlar yaratsa da sonuç değişmez. Geriye kalan

vicdan rahatlatması ve hayatta bir şeyler yaptım hissidir sadece. Yaşayan yaşar, hissedebilen

güçte olan hisseder. Bu hikâyede iyi olan değil, bu zorluklar arasında ya da basitlikler içinde

özünü anlayabilip bulabilen kazanır.

Elif Özcan

https://pin.it/5aMlB0CED

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.