Hatıra Kutusu

"Ben bir pikabım ama kendimi sıradan bir eşya gibi tanımlayamam çünkü benim içimde yalnızca müzik dönmez. Anılar döner. Bekleyişler, kavuşmalar ve gidişler…"

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 3 dakika sürmektedir.)

Beni ilk açtıklarında, evde kalın perdeler yarı aralanmıştı. Toz, pencere camında ışıkla dans ediyordu. Her şey sakindi, her şey yavaştı. İnsanlar birbirine sabırla bakar zamanı dinleyerek yaşardı. O zamanlar ben yeniydim. Ceviz kaplamam taze cilayla parlıyordu ve iğnem henüz hiçbir çizik görmemişti ama bilirdim: Asıl kıymet çiziklerde gizliydi.

Ben bir pikabım ama kendimi sıradan bir eşya gibi tanımlayamam çünkü benim içimde yalnızca müzik dönmez. Anılar döner. Bekleyişler, kavuşmalar ve gidişler… Birini beklerken geçen uzun saatlerin, dolmayan mektupların, yarım kalmış cümlelerin sesiyim ben. Her dönüşümde geçmişi biraz daha ortaya sererim. Kimseye yük olmadan, yalnızca hatırlatarak, nazikçe…

Hatırlarım… O evde ilk kez bir şarkı çaldığımda genç bir adam, başını duvara yaslamıştı. Gözlerini kapatmış, dudakları kıpırtısız, sadece dinliyordu. Ben, o an onun içini dolduran her şeyi biliyordum çünkü o sustukça, ben konuşuyordum ve müzik… Müzik bazen kelimelerden daha çok şey anlatırdı. Bir kadının dudakları arasından süzülen bir şarkı, onu çocukluğuna götürüyordu belki… Belki kaybettiği bir sevdaya, belki de hiç yaşanmamış bir hayalin içine…

Ben ne zaman dönsem, bir evin kalbi başlar atmaya. Bazısı beni eski bir büfenin içine saklar, bazısı salona başköşeye koyar ama nerede olursam olayım, iğnem plağa değdiği anda bir başka zamanın kapısı aralanır. Çıt… O ilk çıtırtı. En sevdiğim sestir o çünkü o an, geçmiş yeniden can bulur.

Bazen çok susarım. Yıllarca… Unutulurum. Üzerime danteller örtülür, zamanın tozu her kıvrımıma siner. İnsanlar teknolojiye yenik düştükçe ben sessizleşirim ama içimde hâlâ anlatılmamış hikâyeler vardır. Dinlenmeyi bekleyen yüzlerce şarkı… Her biri bir başka zamanın aynasıdır.

Ben, bir babanın kızına ilk dans etmeyi öğrettiği geceyi de hatırlarım. Genç kızın ayağına basa basa döndüğü o salonda yankılanan valsi ve sonra, yıllar sonra, aynı kızın evlendiği gece, babasının odasına çekilip tek başına beni dinleyişini… Gözyaşlarıyla dudaklarının arasında mırıldandığı o eski melodi… O gözyaşının sesini duydum ben çünkü müzik sadece kulakla duyulmaz. Kalbinizle, ruhunuzla, geçmişinizle duyarsınız.

Zaman geçtikçe insanlar daha çok konuşur oldu ama daha az dinler. Herkes bir şeyler söylüyor ama çok azı bir şey anlatıyor. Oysa ben anlatmanın ne demek olduğunu bilirim. Benim sesimle evler susardı. Sadece şarkı değil, o sessizlik de anlam taşırdı. O sessizlikte hatıralar fısıldardı; eski bir sevgili, yazın kuruyan bir gül, çalınmamış bir kapı…

Bazıları beni süs olarak görür şimdi. Bir nostalji objesi, bir dekorasyon parçası… Ama onlar beni gerçekten hiç duymamış olanlardır çünkü beni duymak, dinlemekle değil… Hatırlamakla mümkündür. Unutulmuş bir şarkının ilk notasını duyduğunuzda içinize yayılan sıcaklığı, yüreğinizde yükselen o sızıyla birlikte ben de dönerim yeniden.

Benim iğnem zamanın üzerine konmuş bir anıdır ve her döndüğümde, yalnızca geçmiş değil; kendiniz de biraz döner, biraz silinir, biraz çoğalır, biraz eksilirsiniz. İşte bu yüzden, ben bir pikabım… Ama her şeyden önce, bir hafıza kutusuyum. Kalbini zamana mühürlemiş bir anlatıcıyım. Aslında tozun altına gömülü değilim, yalnızca geçmişte size ait olan bir yerde bekliyorum ve bir gün sessizce kapağımı açtığınızda, size kaybettiğiniz her sesi tek tek geri getireceğim. Çünkü ben sesimi zamandan aldım ve zamanın sustuklarını anlatmak için buradayım.

Selin Çepkinyan

https://pin.it/35edVH49Hgg

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.