(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 4 dakikadır.)
(Yazımı “Pilli Bebek – Fotoğraf” şarkısı eşliğinde dinlemenizi tavsiye ederim.)
Farz et ki, hiçbir şeye sahip değilsin hayatta. O kadar sahip değilsin ki, hiçbir heves sana tutsak olmamış. O kadar sahip değilsin ki, kaybetmekten korkmak tanımı lügatinde hiç bulunmamış. Ve o kadar sahip değilsin ki, insanlar arasından geçip giderken hiçbir göz, gözlerinin içine bakamaz olmuş, gözlerindeki korkusuzluk kendini bile korkutmuş. O kadar sıradan birisin ki, hiç kimse senin hakkında kötü konuşamaz; hatta o kadar sıradansın ki, kimse konuşmaz olmuş. Senden duyulan cümleler, şaşkınlık ifadesinde hiç bulunamaz olmuş.
Var olmuş olan birçok sıfat, sahiplikten uzak bir yabancı. Sadece sıfat özelliği olmaksızın, senin şanını yüceltecek, gururunu okşayacak çoğu arzu sana ırak. Varsın. Dünya’da bir ağırlığın, belirli bir konumun var elbette ama yoksun da. Hiçliğin ötesinde bir yokluk bu. Her an kaybolup gitmek, uzaklaşmak çoktan sende olan bir yetkidir. Çünkü kaybolmak istediğin her an, kumanda sendedir. O kadar kolay kaybolursun ve insanlar arasında fark edilmezsin ki, ardında bıraktığın ne varsa çoktan silmiş, niçin kaybolup gittiğin düşüncesi anımsanamaz anlardan olmuş. Kaybolup gittiğinde paha biçilemez duygulara sahip olduğunu düşündüğün yoktan, daha da yoktan bir hâle bürünmüş.
Sıradan biri olabilmek… Düşünün. Düşünmekten öte hissedin. Ruhunuzla hissedin. Sıradan, cümbüşsüz biri olabilmek… Ne çeşit bir sıradanlık bu? Hangi makam, mevkiinin yoksunluğunun sıradanlığı? Heveslerin, arzuların karşılanamayacağı bir sıradanlık mı? Yoksa insanların toplanıp karar verdiği ancak buna neyin sebep olduğu bilinmeyen bir sıradanlık mı? Ya da amansız hiçliğin ortasında kalakaldığınız bir sıradanlık mı?
Söz ettiğim sorular ve cümleler, hayalidir bazı insanların. Göz önünde bulunmanın yoğunluğunun sonucu olduğu bir hayal. Onlarca, yüzlerce, binlerce gözün, kulağın ve dilin kapanına takılmış olmanın sorumluluğu içerisinde katlanması zorunlu olan -ki katlanamazlar bazen- bir çaresizliktir bu. Onlar için basit bir eylem olan yürümek, bazen oldukça yorucudur. Sürekli denetim ve etki altındadırlar. Bir şeyler yaparlar ya da yapmazlar. Ama gözün, kulağın ve dilin hasetliğinden kurtulamazlar. Nereye gitseler, ne söyleseler, ne çare. En iyisi, daha iyisi, daha da iyisi olsalar bile kurtulamazlar bağnaz ruhlardan. Sıradan yaşayıp, sıradan ölmek, bazense mükâfattır onlar için. Basit bir aile tablosu veyahut sıradan bir işte çalışmak, şatafat tavırlardan ve sahte gülümsemelerden uzak kalmaksa, hayalidir kimi zaman. Evet, bazen bazı basit hayatlar, bazı insanların imrendiği yaşam olabiliyor. Bazen küçümsediğimiz anlar ve mutluluklar, ulaşılması zor diye düşünülen hayallerde kaybolup gidebiliyor. Fark ettiğinizde anımsayacaksınız, bu söylediklerimi.
Hayatta hiç acaba sahip olduğum ve kıymetini bilmediğim neler vardır diye düşündünüz mü? Sahipsiniz, ama değerinin farkında değilsiniz. Yarın elinizden alınsa kıymetini bileceğiniz ama hala farkında bile olmadığınız bir sahiplik. Ya da başkasında yokluğunu gördüğünüzde, işte o zaman kendinizde olanın daima kıymetini bileceğini düşündüğünüz ama günler sonra tekrar umursamazlıkta zirvede olduğunuz bir sahiplik duygusu.
Görmezden geldim sıradanlığı. Sebebini sormayın, yorgunum. Görmezden geldiklerimde, en yakınlarımı uzaktan seçebiliyorum. En yakın dediysem, aldırış etmeyin bana. En iyisi olarak hiç düşünmeyin. En yakınım, en az kötülüğü dokunmuş kimsedir benim için. En yakınım, bir nebze mesafeme eşdeğerdir. İnanın görmezden geldim. İnsanların beni, benimle bırakması için, görmezden geldim. Benim dediğim her ne varsa, görmezden geldim. Ben benim, senin, onun ne varsa gördüm, duydum, söyledim ama görmezden geldim. Gözün, kulağın ve dilin kalabalığını görmezden geldim. Sıradan değilim ama sıradan olabildim. Çünkü görmezden geldim.
Yazar: Hayrunnisa Turan