(Bu yazının okunması yaklaşık olarak 3 dakika sürmektedir.)
Akşamları anlatılırdı bizim evin hikayeleri. Uzun uzun geçmişten bahsederdi babam. Bizimde gözlerimiz yerde uzun uzun dinlerdik… Üç nokta koymayı seviyorum cümlenin sonlarına. “Tam burada bekle.” der gibi. Beni anlamak için, gözünde canlandırdığın fotoğrafı görmen için, kulakların duyduğu bu hikayeyi hissetmek için, bekle. Günlüğümü kapattım. Bu sefer geçen yıllar için yazmak istiyorum. Gerçi hiçbiri benim yıllarım değil ama. Bizden yine de, bir dolu fotoğraf albümünde.
Babaannemin kilerinden çıkan dantelli yorganı geliyor gözüme. Annemin güzel saçlarından düşen duvağı. Babamın bakışları, afili mi afili saçları ve pantolonundan sarkan kemeri. Amcamla bir belediye havuzunun önünde fotoğraf çektiriyorlar. Baya gençlermiş o zamanlar. Diğer amcam askerde. Kenardaki pepsi şişesi çarpıyor gözüme. Bir diğeri de sünnetten fotoğrafı; her zamanki ahizenin önünde çektiriyorlar. Tacından sarkan paralara hiç dokunamamıştır muhtemelen.
Dedemin ilk fotoğrafı. Tanıdıklardan istiyor, yeni kıyafetler giyilecekmiş, güzel görünelim demişler. 17’sinde sevdiceği. Yan yana duruyorlar, dokunmadan. Bir 60 yıl geçiyor. Dedemin son fotoğrafı. 60 yıllık eşi. Oturuyorlar, bu sefer elini omzuna atıyor nenemin. Bizden gördü herhalde, gülümsüyorlar. Başarmış gibi, biraz da çekinerek.
İki ablam, annem ve kucağındaki yeni bebeği. İki ablamın arasında bir fincan var. Bize gösterdiğinde “Neden bir?” diye sorardı babam. Fakirlermiş o zamanlar. İkisi aynı fincandan içermiş. Arkada televizyonun yanına dizili yatak yorganlar, tabii döşek diyoruz biz. Bir salonda hepsi aynı yerde yatarmış. Kışları soğuk geçermiş. Bir başka fotoğraf. Bu sefer kuzenler de var. Ablam altı yaşında, bir tane çürük dişiyle gülerek bakıyor kameraya. Sofra kalabalık. Yer sofrası zaten. Herkes tek dizini karnına kırmış, tarhana çorbası bitmiş, çayın suyu vurulmuş. Hayal edebiliyorum o ortamı. Kaşık sesleri, gülüşmeler ve gündelik hayattan sohbet.
Babam ve annem. Düğün günleri. Babamın üstünde açık renk çiçekli mavi gömlek var. Annemin de saçları açık, 17’sinde. Babam 19. Eskiler erken büyürmüş. Omuzları hafifmiş o zamanlar. Şimdi çoktan ellerinde nasır, saçlarında karlar, yollarında bir koca sessizlik. Kuytu bir köyün, insiz bir evindeler. 30 yıl. Şimdi onlarca fotoğrafları var. Fotoğrafların hiç birinde babamın saçları yok. Annemin tülbentinden beyazları görünüyor. Tek tük. Hâlâ gülebiliyorlar yine de. Adettendir diye.
Yıllarca demlendiği için midir bilmem, eskilerin fotoğraflı bir başka geliyor gözüme. Bütün o anlatılan hikayeler, ilişkiler, anılar fotoğraflarda anlam buluyor. Duruşlar, tavırlar, bakışlar; yıllar, yorgun geçen yıllar. Yine de geçen günlerin hatrına, fotoğraflardan gülümsüyorlar bize.
Yazar: Burak Bayık
Görsel Kaynak: Yazara ait.