(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 3 dakikadır…)
“En muhteşem hikayeler iki şekilde başlar: Ya bir insan yolculuğa çıkar, ya da şehre bir yabancı gelir.” demiş Tolstoy.
Daha önce büyük bir yolculuğa hiç çıkmadım, güvenli alanımdan uzaklaşmak tüylerimi hep diken diken ederdi; o yüzden yastıklarının yerlerini bile değiştirmediğim koltuğumda kedi gibi kıvrılıp o büyük hikayeyi duvarlara bakarak beklemeye devam ettim.
Şehre gelen yabancıyla hiç tanışmadım; o yüzden muhteşem hikayemin ikinci yolu da başarısız noktalandı. Ah şu izlediğim karşıdaki duvarlarım… Belki onlar olmasa karşı eve yeni taşınan yabancının hikayesinden muhteşem ve gizemli bir şeyler çıkabilirdi. Ama koltuktan çıkmakta bile zorlanırken bir hikayenin peşinden koşmak imkansız geliyordu. Hikayenin gelip beni bulmasını istiyordum, ruhum tutkuyla kavrulurken bedenim amaçsızca olduğu yerde sayıyordu ve bu çatışma beni her geçen gün köşeye sıkıştırıyordu. Ruhum dışarı çıkmak ve yeni bir hikayeye başlamak istiyordu, oysaki bedenim her zamanki gibi yorgundu ve tek istediği uyumaktı. Dünkü gibi… Hatta ondan da önceki gün yaptığı gibi.
Parmaklarıma bağladığım kurdelelere baktım. Her hafta dışarı çıktığımda parmaklarıma mor kurdeleler takardım, kurdeleler arttığında kendimi gerçekten de büyük bir şey başarmışım gibi hissederdim. Oysaki işaret ve baş parmağımda bulunan mor kurdeleler benimle alay ediyordu. Kendimi dışarı çıkmak için zorlayabilirdim eğer bir kurdele daha takabilirsem kendime bir ödül verecektim.
Evden çıktığımda gökyüzünün canlılığı beni büyüledi, yalnızlıkla yüzlerce kez kadeh tokuşturunca insan doğanın yalnızlığını da unutuyordu. Bisiklet süren çocuklar, sokaklarda mahalle arası dedikodu yapan komşularım, karşıdaki bakkal… Her şey geçen kurdelemi taktığım o gün bıraktığım gibiydi.
Ben etrafı izlerken apartmanın kapısının açıldığını fark etmemiştim. Yanımda oluşan gölgenin sahibine baktım. Karşı daireme taşınan yabancı olduğunu hemen anladım çünkü taşınırken zilleri karıştırdığı için yanlışlıkla benim dairemi çalmıştı. Gülümsediğinde yanağında oluşan gamzeleri bana yeni bir hikaye vaat ediyordu, güneşin ışığında kahverengi gözleri ışıl ışıldı. Bana geçen karşılaşmamızda onun da benim gibi yazar olduğunu söylemişti ve bu durum beni heyecanlandırmıştı. Onun da zihninin kıvrımları benim gibi mi diye düşünüp durmuştum, onun da benim gibi mor kurdeleleri ve kadeh tokuşturduğu yalnızlığı var mı? Yoksa herkes gibi mi?
Eli ensesindeyken utanarak bana bir şeyler söylemeye başladı. Ona odaklanabilmek için tüm irademi zorladım. Ama anksiyete içimde kıvrılırken ellerim terlemeye başlamıştı, başım ağrıyordu ve az önce güzel bulduğum güneş cehennem gibi hissettiriyordu. Sorusunun ardından biraz bekleyip kaşlarını kaldırdı. Beni kahve içmeye davet etmişti. İşte aradığım o hikaye için harika bir başlangıç. Yaşları benimkine yakın, tatlı, beyefendi, aynı işi yaptığım birisi benimle konuşmak istiyordu. Heyecanlanmam gerekmez miydi? O halde neden benim içimde kocaman bir kara bulut vardı ve korkarak uzaklaşmak istiyordum?
Yüzündeki ifade kararırken zihnimin işgalinden kurtulmak için savaştım ama yapamadım. Onunla kahve içersem tüm parmaklarıma mor kurdeleler takabilirdim, sosyal fobisi olan benim için bu kocaman bir adımdı çünkü. Belki anlaşırdık, sakarlıklar yapmazdım, çok konuşmazdım o da beni severdi, ben de onu severdim. Belki de tam tersi olurdu.
Başımı iki yana sallayarak “Belki başka bir zaman…” diye geveledim. Ama yüzümde garip bir tebessüm oluştu. İçimdeki kara bulut bir anda dağılıverdi. Haftalardır tek kelime bile işlemeyen zihnim paragraflar dolusu yeni hikayeler oluşturdu.
Daha az önce çıktığım evime arkama bile bakmadan tekrar girdim. Parmaklarıma iki mor kurdele daha ekledim; dışarı çıkmayı başardım ve şehrime yeni gelen bir yabancıyla konuştum. Koşarak kağıtlarımı elime aldım ve yeni hikayemin başlığını yazdım: “En Muhteşem Hikaye”
Eğer onunla kahve içmeye gitseydim kendimi bir belirsizliğin içine atacaktım ama şimdi kalem benim elimdeydi, o da bana bir hikaye hediye etti.
En muhteşem hikayeler belki de hiç yaşanmamış olanlardır, o yüzden ben de zihnime hiç tanışmadığım o yabancıyı yazdım.
Yazar: Ayşegül Çıkrıkcı
Görsel Kaynak: https://tr.pinterest.com/pin/611222980707661959/