(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 2 dakika sürmektedir.)
Yağmur damlalarının yeryüzünde dans ettiği bir günden…
Saatlerdir yürüyüş yolunda hiç durmadan yürüyordu. Yorulmak, yabancı bir kavramdı onun için. O, yorulmazdı. Az uyur, çok çalışır, çok gezer, çok düşünür, çok yazar, çok okurdu. Ona göre durmak demek yok olmakla eş değerdi. Belki de senelerdir bu düzen döngüsündeydi. Bir gün durmak zorunda kaldı. İşte o gün hayat kartlarını yeniden dağıttı. İşte asıl hikâye o gün başladı.
Gözlerini açtığında klasik beyaz renkli duvarları olan bir hastane odasındaydı. Anımsadığı son şey vücudunun bir anda gevşeyip yığılışıydı. Endişeli gözler etrafında toplanmıştı. Kimseyle tek bir cümle bile konuşacak hâli yoktu. Bu yüzden gözlerini kapattı ve endişeli gözlerin odayı terk etmesini bekledi.
O günün ardından kaç gün geçmişti bilmiyordu. Çünkü rutin zorunlu işlerini tamamlıyor ve günün kalan kısmında da sürekli bir şekilde uyuyordu. Uykudan nefret eden, uykuyu vakit kaybı olarak düşünen bir insandan bir anda kış uykusuna yatmış bir kaplumbağaya dönüşmüştü. Sanki bedeni bulunduğu ana dek olan tüm yorgunluklarının, uykusuzluklarının acısını çıkarıyordu.
İnsan olduğunu unutmuştu. Hırsları ve belki de masum gibi görünen hayalleri ona zarar vermişti. Bedeni ve ruhu çok bile sabretmişti. Sonuç olarak da eşik çizgisini aştığı için her şeyiyle iflas etmişti.
Bunu her ne kadar yaşantısı için bir son olarak görüyor olsa bile aslında bu onun yeniden başlayabilmesi için bir fırsattı. Çünkü bulunduğu döngüde devam edebilmesi imkânsızdı.
Bazen hayatın akışı içerisinde kendimizi kaybedebiliyoruz. Hiç durmadan sanki bir robotmuşuz gibi hareket etmek için çabalıyoruz. Zihnimiz bile susturamadığı düşünce şelalesiyle ihanet ediyor bazen bize. Halbuki ihtiyacımız olan şey belki de birkaç dakikalık bir sessizlik. Sadece kendimizi yani bedenimizi ve ruhumuzu dinlediğimiz…
Yaşam, yıllara baktığımızda kısa ama dakikaları saydığımızda ise uzun bir yolculuktur. Bu yolculukta ise bazen mola vermek, bazen koşmak, bazen yürümek gerekir. İnsan her zaman daha fazlasını ister. Ama yaşam buna izin vermez. Yaşamın bir dengesi vardır. Koşacağın yerlerde koşmalı, yürümen gerektiğinde yürümeli ve durup dinlenmeye ihtiyaç duyduğunda da hiç tereddüt etmeden mola verebilmelisin. İnkâr edip dengeye karşı çıktığında ise mahkûmsundur ömrün bitene kadar sürünmeye.
Kübra Fatma Demir