Bir Tuşa Bastım

Gerçek olgunluk, sayfaların atlanmadan okunduğu anda başlar. Ön sözünde, son sözünde, en az giriş ve diğer bölümler kadar değerli olduğunu ya da bunları söyleyen birinin ne kadar haklı olduğunu anlamakla başlar.

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 2 dakikadır.)

Dolmak, anlamanın gölgesi gibidir; hatta anlamaktır. Sinirlenmenin, gülmenin, her iki anlamdaki krizin nedenidir. Öğrenmek gibi tıpkı; analiz, paradigma, türev, formül, tüm bu otomatikleşen hislerin görünürde kısa, geniş köke sahip yaşamıdır. Rahat rahat sindirmektir. Ayak bağının, yürek bağının çözümü, açımı bazen de dilini tutmaktır. Dolmak, tanıtıcısının selamına verilen, kendinden beklenmeyecek nazlılıktaki reveransıdır. “O kadar mı?”sorusuna, “Onun gibi bin kadar.” diyen o gün karşılaştığımız en bilge görevlidir. Pedaldır… Hiç merak edilmeyen ama hep orada olduğunu bildiğimiz aksamdır… Karanlıkta yanlışlıkla basıp çıkan sesten irkildikten sonra, ışığı yakıp büyülendiğimiz kaç şey vardır ki şu yaşamda? Bir tuş… İki tuş… Beyaz tuş… Sonra siyah… Çünkü hep böyle olur. Hep bu sırada ilerlenir, sonra his his büyülenilir.

Gerçek olgunluk, sayfaların atlanmadan okunduğu anda başlar. Ön sözünde, son sözünde, en az giriş ve diğer bölümler kadar değerli olduğunu ya da bunları söyleyen birinin ne kadar haklı olduğunu anlamakla başlar.

Çalışmayı çekici kılan en önemli şeylerden biridir netlik. Netlik öyle berrak bir hazinedir ki, 20 yılda sonuçlanan bir deneyin her anının tadının çıkarılmasını veya hayattaki en büyük zıplamasını bir ay içerisinde gerçekleştiren birine, bu kadar olmasa da bundan alınan hazla, daha ne sürpriz başarılar elde edebileceğini anlatır. Bunalıma sokan belirsizliği, kurduğu net hayallerle ortadan kaldıran nefes egzersizidir çalışmak; netlikle penceredeki havayı içeri daldırmak veya filmlerin sık sık dile getirip barok mobilyalarla süslediği replik ‘kendi olmanın ayna da görülebilecek yegâne şey’ olduğu gibi…

Büyülenmek, tuşlara tekrar tekrar basmak… Bir sonraki adımda, gerçeğin uyandırdığı heyecanlı netliğe ulaşmak ve kökü bulup hoca yapmak… Nitekim kök, bu maceradaki en karizmatik hocamızdır. Hocadır çünkü köklüdür. Toprağı derya bilgileriyle oluşmuş, sınıf ayrımı yapmadan, öğrendiği her yeni bilgi filizlenmesini hızlandırmadan, aheste bir şekilde sahne önüne çıkarmıştır. Bir parçanın her bir notasının, kolay zor diye ayırt etmeden çalışıp birleştirdiği müzikli düşünceler evresi gibi gerçekleşmiş melodik olgun evrelerin parçalarıdır. Saygıdeğer Wolfang Köhler ve Kurt Koffka‘nın da anlayabileceğimiz en güzel şekilde anlatıp öne sürdüğü gibi bütünü görüp algılamak, zarar vermeden anlamsal parçalara bölüp her gün tek tek notalara çalışmaktır. O notaların tümünü, siyah beyaz ayırt etmeden tüm tuşlarıyla sevip, tozlanmasına anlamlı bir ciddiyetle karşı çıkarak her an çalışmaktır. ‘Kökten’ çalışkanlıktır. Piyanonun bilinmeyen diline, nota sözlüğüne sarılarak kökünü bulmaya çalışmaktır. O vakte kadar da, dizinin dibinde oturup bilgelik anılarını dinlemektir..

(Bu yazı henüz 15 yaşındayken sahip olduğu telefonunun 4 melodisinden biri olan Franz Lizst’in Liebesträume parçasını, bir parça ne kadar dinlenebiliyorsa o kadar dinleyen hâlime ve güzel olan her şeyi aynı güzellikte kucaklayanlara ithaf edilmiştir.)

                                                                                                                                            Yazar: Deniz Uğur Çil

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.