(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 2 dakika sürmektedir.)
Bazen hiçbir şey yapmak istemezsin. Ne yazmak, ne düşünmek, ne de üretmek… İçinde bir boşluk hissi olur, ama o boşluk bile yorucudur. Yine de bir ses gelir içeriden ya da dışarıdan: “Hadi, kalk. Bir şey yap. Üret. Kendini göster.”
Sanki ancak bir şey ortaya koyduğunda anlam kazanırsın. Sanki varlığın, ortaya koyduklarınla ölçülür.
Oysa kimse sana söylemez: Sürekli üretmek zorunda değilsin. Kimi günler durmak da üretmektir. Sessiz kalmak, hiçbir şey yapmamak, sadece nefes almak da bir tür varoluş biçimidir. Ama biz buna izin vermeyiz kendimize. Durgunlukla tembelliği, boşlukla başarısızlığı karıştırırız.
Halbuki hiçbir toprak, yılın her günü çiçek vermez. Ağaç bile bazen yaprak döker, yeniden köklerine çekilir. Doğa bile üretimin içinde dinlenmeyi bilir. Biz neden bilmiyoruz?
Biz, sürekli üretmek zorunda bırakılmış bir kuşağız. “Yap, göster, paylaş, kanıtla.” Sosyal medyada bile en basit anlarımızı “bir şeye’’ dönüştürmek zorundaymışız gibi hissediyoruz. Bir kahve içmek bile artık sade olamıyor; güzel bir fotoğraf, anlamlı bir alıntı, dikkat çekici bir hikâyeye dönüşmeli. Çünkü aksi halde sanki o an boşa geçmiş gibi geliyor. Sanki yaşadıklarımızın bir anlamı olması için, önce görünmesi gerekiyor.
Oysa bazen hiçbir şey paylaşmadan da hayat anlamlıdır. Bazen kimse görmeden, kimse bilmeden de değerli anlar yaşanır. Her şeyin kaydedilmesi, her duygunun belgelenmesi gerekmez. Bazı şeyler sadece hissedilmek için vardır; sakince, kendi sessizliğinde.
Bu çağda “üretmek”, bir tür kimlik haline geldi. “Ne yaptın?” sorusu, “kimsin?” sorusunun yerini aldı. Ve biz de sürekli kendimizi kanıtlamaya çalışırken, iç sesimizi yitirdik. Oysa kendini kanıtlamak için değil, kendini duymak için yaşamak da mümkün.
Üretmemek, bir tür yeniden başlama alanıdır. Zihninin yavaşladığı, duygularının kendine yer açtığı o anlarda fark edersin: Sen sadece yaptıkların değil, yapmadıklarınsın da. Yazmadığın cümle, söylemediğin kelime, ertelediğin fikir… Hepsi senin içinde sessizce var olmaya devam eder.
Ve belki de o sessizlikte birikenler, bir gün en sahici halinle dökülür ortaya. Zorlama olmadan, gösterişsiz, tam içtenliğinle. Çünkü gerçek üretim, aceleyle değil, içten taşan bir yerden gelir.
Kendine izin ver. Bir şey üretmeden de değerli olabilirsin. Bazen hiçbir şey yapmamak, en doğru şeyi yapmaktır çünkü insanın büyüdüğü yer, çoğu zaman sessizliğin tam ortasıdır. Ve o sessizlikte, belki de en üretken halin gizlidir; görünmeden, gürültüsüz, sahici bir derinlikte.
Yazar: Fatoş Ölmez
Görsel: https://tr.pinterest.com/pin/32088216098646169/