Tanrı şahit; duyduğum en güzel kadın sesiydi, bir anda kesildi. O kadar komplike ve bir o kadar da basit bir ilişkiydi; belki bir devrim yapamazdı, bir çağı kapatıp başkasını açamazdı ama iki kişinin ciğerini huzurla doldurabilirdi ki bu ilişkinin tanrı katında hoş karşılanmayacağı aşikârdı. Tanrısının tasnif etmeyeceği ilişkileri çıkmaz bir sokak gibi görürdü ve o sokaklara elleri cebinde girmekten kendini alıkoyamazdı. Belki tanrı da onay verirdi, onunla konuşmadan bilemezdi.
Çocukken büyüdüğü mahallenin sokakları, evleri, hatta gün içinde en çok vakit geçirdiği yıkık dökük kaldırım taşları, yıllar sonra oraya gittiğinde ona çok küçük gelmişti. Oysa orada aylarca hatta yıllarca uzanmış, oyunlar oynamış, hayaller kurmuş ve kaldırımlara nazaran ne kadar küçük kaldığını görmüştü. Şu çıkarımda bulunmadan edemiyordu; ben küçükken gözüme büyük görünen şeyler, ben büyüdüğümde ufalıyordu. Yıllarca sevdiği kadın ve onunla içinde bulunduğu içinden çıkılamaz ilişki için de aynısını düşündü, tek büyüyen kendisiymiş gibi. O an kendisini bir dâhi gibi hissetmişti; salakça bir düşünceye kapıldığını, yıllarca inandığı şeyin aslında yanlış olduğunu yine ona yıllar öğretecekti.
Her şeyin ve herkesin günden güne değiştiğine inanırdı, o yüzden her gün farklılaşan ve değişen ama bir yandan da aynı kalan kadına şiirler yazıyordu. Bir önceki günün şiirlerini nefretle yırtar atardı çünkü bir sonraki gün kendisinin de değiştiğini düşünürdü. Sevgilisini betimlediği şiirlerini kimseye okutmazdı da çünkü okuyan herkesin bu kadına aşık olacağını düşünürdü, öyle güzel anlatmıştı ki.
Çok değişmişti, yorulmuştu; elinde, evvelki günün gazetesinin manşet sayfasına sarılmış şarap şişesiyle gecenin bir vakti meçhul bir sokakta uyuyakalan, orta yaşlarını yıllar önce geride bırakmış bir şarapçı gibi hissediyordu. Bedenine kıyasla zihni daha çok yorulmuştu, zihnini kapatmış ve ona zorla istifa dilekçesi imzalatmış gibiydi ve bu işten atılma sürecinde tazminata da yer yoktu. Yeryüzünde düzene dair ne varsa hepsi ona çok uzaktı. Düzensizlik onun düzeni olmuştu artık, nedensizce.
Ne densizce bir şeyin içinde olduğunu çok sonradan fark etti, papatyaları solmuştu bile. Ona göre her insan bencildi, neden sizce? Dilenciye para veren insanların, bunu kendi vicdanlarını rahatlatmak için yaptıklarını bilirdi. Kendisinin bu denklemde ne olduğuna karar vermesi yıllarca sürdü. Para mı, dilenci mi, parayı dilenciye veren mi?
Bir sevda, bir insanı daha ne kadar yorabilirdi ki? Sadece aşk mıydı? Aşkı kelimelere dökse, büyük ihtimalle yaşlı ve alafranga kelimeler seçerdi ama çok iyi seveceğini hep düşünürdü, kendisine fırsat verilmedi; kendi kendine sevdi, gösteremedi. Ona göre, sevmek de bencillik barındırıyordu içinde ”Onu seviyorum çünkü beni mutlu ediyor, beni mutlu ettiği için onu seviyorum.” bundan büyük bencillik görmemişti çeyrek asırlık yaşına kadar. Bunun farkına varması yıllarını almıştı lâkin bu onun ilacı olmuştu, hayatın kapalı kapılarını açmak için elinde bir anahtarı vardı artık. Bencillik, onun kişisel tatmin duygusunu beslerdi sadece, bu da ona ve onun dışındaki herkese zarar verebilecek bir potansiyele sahip bir şımarıklıktı; kafasında sürekli ampuller yakan, her zaman yaptığı düşünme seanslarından biriydi bu da ama bu sefer yanan ampul hayatının sonuna kadar aydınlatacak gibiydi onu. Ateşi keşfeden mağara adamı edâsıyla şaşırmış, gülüp bağırmaktan kendini alamamıştı. Kendisinde eski çağı kapatıp yeni çağı açan bir farkındalık yaşıyordu penceresinden hafif soğuk geçiren loş ışıklı odasında, bu onun zafer çığlığıydı. Sevgisine karşılık alamaması onu yıllarca yıpratmıştı ama üzmüyordu artık, hatta o an mutlu ediyordu, düşünmesi gereken şeyi düşünmüştü; eğer birini seviyorsa, onun iyi olmasını istemesi gerektiği gerçeğiyle tanışmıştı. Belki ileride yine sevecekti birilerini ama bu sefer hazırlıklıydı; hiçbir tarafı da yıpratmayacak ve mutlu edecek gerçek sevginin formülüne sahipti; nasıl sevilmesi gerektiğini öğrenmişti. Yeniden doğmuş gibiydi, içindeki mutluluğu görseler, onun hatrı için dünya nüfusuna bir kişi daha eklerlerdi, bu; yeni o’ydu.
Yazar: Kürşat Çavaş