Bir İllüzyon Olarak Var Olmak

Bulmak için kendimi, sabaha doğru yaktım mumları. Karşılaştığım gölgem ben koştukça ardımda beliriyor; ben hızlandıkça o da hızlanıyordu.

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 2 dakika sürmektedir.)

Bugün, bir rüzgârın esintisiyle ardımdan gelen toz, yaprak taneleri beni biraz daha güçlü hissettirdi. Ardından yaprak tanelerinin bende uyandırdığı şeyler zihnimde bambaşka bir boyuta taşındı. Kalabalığın bende ve insanlarda bıraktığı etkiyi düşünmeye başladım. Yalan yok, pekiyi hissetmiştim. Oysa iyi hissetmemem gerekirdi. Bana göre değildi kalabalığın heybetiyle iyi hissetmek. Kalabalık boğucuydu, hiç kimse olamamaktı. Düşüncelerim böyleydi fakat hissettiğim şey neydi? Evrene, bir yerlere ait gibi hissetmiştim. Nefes alırken suyun kumsala vurması gibi kalbime doğru dalgaların yükseldiğini hissetmiştim. Hissettiklerimin ötesinde ise ben bir aitliğe sığmamak için ömrüm boyu bir yere ait olmayı istememiştim. Değişiyor muydum yoksa kendimle mi çelişiyordum? Kararlı şeklim kırılıyor muydu? Çizgilerim yeniden mi belirleniyordu? 

Buğday tanelerinin sararıp hasat zamanına yaklaşması gibi yeni bir versiyonumla tanışıyordum. Bundan da öte bildiğim ve doğru kabul ettiğim kendimi, yeniden tanımaya başlamıştım. 22 sene içinde nefes aldığım bedeni tanıyor muydum yoksa kendime benim ve başkalarının sunmuş olduğu filtrelerden mi bakıyordum? Bırakın başkalarının gözlerini, insanın kendi gözleri bile kendine ait olmayabiliyor bazen. Göz fotoğraflıyor, zihin görüyor. Zihnimizin gördüklerinden ve ezberlediklerinden ibaret olan biten her şey. Oysa ben zihnimin bana sunmuş olduğu perspektiflerden değil kendi perspektifimden görmek istiyordum hayatı. Reçetelenmiş doğruları, kitaplardaki yaşantıları ve filmlerdeki rolleri bulmak istemiyordum içimde. 

Bulmak için kendimi, sabaha doğru yaktım mumları. Karşılaştığım gölgem ben koştukça ardımda beliriyor; ben hızlandıkça o da hızlanıyordu. Gölgem, yani her an güncellenen versiyonumdaki eski halim. Onun hep ardımda olacağını kabul edene kadar büyük bir hayal kırıklığıyla geçirdim zamanımı. Gölgeyi kabul etmek ile geliyor yenilenmek; eskiyen deriyi atmak. Yani, insan her an kendini tanıma yolculuğunda olup her an kendisini yitiren bir varlıkmış. Tanıdıkça yitiren, yetiştikçe mesafesini arttıran ve geriye döndükçe ilerleyen… 

Kendimi tanıma yolculuğuma ilk çıktığımda, şimdi olduğumdan daha ilerdeydim. Hiçbir şey bilmezken daha çok şey biliyordum. Kendimi şu an çok daha iyi tanıyorum çünkü her şeyden arınmış gerçek benliğimi ne kadar az tanıdığımı daha iyi anlıyorum. Bir yandan da kendi eliyle doğumunu getirirken eskiyor insan. Öğrendikçe büzüşüyor çünkü öğrenmek her zaman bir miktar acı vericidir; öğrenmenin ve görebilmenin katlanılmaz bir ağırlığı vardır. Şimdi bu ağırlığın kasvetliyle geçiyorum bu kaldırımdan. Şimdi, ince bedenler arasında bir ok gibi saplanıyor yüreğime; eskimiş ruhlar. 

Buralara kadar nasıl mı geldik? Bir rüzgârın esintisiyle…

Yazar: Hazal Ezgi Yurdagül

Görsel Kaynak: https://tr.pinterest.com/pin/749919775468825414/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.