(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 2 dakika sürmektedir.)
Aşk, şu ihtilâller ile dolu hayatta Tanrı’dan bizlere bir armağan mı yoksa ceza mı?
İnsan neden sever birisini, kendisinde eksik olduğuna inandığı o duygusal boşluğu kapattığı için mi, arzularından dolayı mı yoksa niyesiz mi?
Aslında bazen kaderde diyebiliriz;
Kimisi ilk elinden tuttuğuyla, kimisi falanca kişide defalarca yaşadığı bu duyguyu tekrar yaşadığında… İnsan, kargaşalar ve hüzünler ile iç içe olan şu âciz hayatta bazen kendini kapatır, kendisini karanlığa mahkûm eder ve yarattığı bu karanlıktan kendisini çıkaracak birisi olduğuna inanır.
İnsan korkak bir varlıktır;
Yalnızlıktan, sevgisizlikten ve türevi duygulardan mütevellit kendisini birine ihtiyacı olduğuna ikna eder ve ardından aramaya başlar. Tabi hayâsızca yapılan bu arayış bazen de kötü olgulara yol açabiliyor: Güvensizlik, stres, endişe ve ağır duygu kayıpları… Fakat günün sonunda insan, kendi kendini sürüklediği bu girdabın içinden çıkmak için yine birisini bekler vaziyette ve arama halinde olur.
Sebebi basit;
İnsan dayanıksız bir varlıktır. Yalnızlığa ve yıldızları sönmüş bir dünyada sevgisizlik içinde kalmak istemez. Adına ‘’Aşk’’ dedikleri bu tutku ‘’Çaresizlikten’’ ibaret.
Sevmek her insanın harcı değildir ve sevebilmek emek ister. İnsanı karşısındakine bağlı ve sadâkatli kılan, aynı zamanda bâki olan ise sevgidir. İnsan yüreği, dalgalar ve fırtınalar ile dolu bir okyanustur. İnsanoğlu belki de diplerinde yer alan o inciyi bulmaya çalışıyordur.
Evet, insanın sürüklenip gittiği hayatta ‘’Aşk’’ halen meçhule bir olgudur;
Belki bir armağan, belki bir ceza ve belki de bir arayış tek bildiğimiz arzularla ve hüzünlerle dolu olduğu. Aşk denilen bu illet gerçekliğin ilk ışıklarıyla beraber yok olan tek şeydir.
Yağız Efe Yaşin
Görsel Kaynak: https://tr.pinterest.com/pin/258253359872842268/