Tek Odalı Bir Ev

Son bir saniyem… Çocukluğum, gençliğim, yetişkinliğim ve yaşlılığım; tüm yaşlarımı kurtaracak olan tek kişi benim. Ben aslında hep kendimi beklemişim. Son saniyemde tüm yıllarımı en baştan yazıyorum. 

(Bu yazının okunması yaklaşık olarak 3 dakika sürmektedir.)

Tam olarak hatırlayamadığım kadar uzun zamandır birini bekliyorum. Kendimi tek kapılı içinde gri duvarlardan başka hiçbir şeyin olmadığı, kocaman bir boşlukta kayboluyormuş gibi hissettiren bir odaya kapatmışım. Gri duvarlardan yalnızca birinde kırılmış camı olan bir pencere var. O pencereden dışarı bakıyorum ara sıra, insanları izliyorum ve yine onu arıyorum. O odada bekliyorum. Dakikalar saatlere dönüşüyor, pencereden bakmaktan vazgeçiyorum ve çatlak duvarlardan birinin önüne çöküyorum. Yenilmiş, bakımsız tırnaklarıma bakarken saatler günlere dönüşüyor. Yine de gülümsüyorum, umutluyum… Kapım bilerek kilitli değil, hafifçe aralık bile bırakmışım gelecek o kişi için. Oda pencereden gelen günün ilk ışıklarıyla aydınlanıyor sonra gözümü açıp kapayınca gün batımının kızıllığı gölgemi büyütüyor ardından her yer kapkaranlık oluyor. Neyse ki kendime sarılarak karanlığı yenmeyi deniyorum, öğrenmeye çalışıyorum. Pencerenin ardında ise insanlar gelip geçiyor, hayatları için durmadan koşuşturuyorlar, bir yerlere yetişmeye çalışıyorlar. Hiç kimse yolun tam ortasındaki tek odalı evi görmüyor; yalnızca geçip gidiyor. Oysa ki o birisi görsün diye kapımı aralık bırakmıştım. 

Günler haftalara dönüşüyor. Hava soğuyor ve ben çok üşüyorum. Güneş eskisi gibi ısıtmıyor, bazen önündeki bulutlar yüzünden arada görünüp benimle alay ediyor. Ben hâlâ inançlıyım. Üzerimdeki yırtık tişörtü daha da eskitiyorum, tırnaklarımdaki ojeler artık korkunç bir halde, saçlarım birbirine karışmış durumda. Duvarlarımdaki çatlaklar gün geçtikçe artıyor, sonradan fark ediyorum bazılarının nedeni; benim tırnaklarımla onları kazımış olmam.

Hislerim karmaşık… Hayatımı değiştirmek için uğraşmıyorum, evimi aynı bırakıyorum, duvarları düzeltmiyorum aksine daha çok zarar veriyorum; artık pencereden dışarı bakmıyorum yalnızca gri duvarlarımla konuşuyorum. Bazen fırtınalı bir gece buna eşlik ediyor, karabasanlar tepemde toplanıyor. Korkuyorum ama o evden çıkmak için kolumu bile kıpırdatmıyorum. Gücüm kalmamış gibi hissediyorum, öylece o eski duvarın dibindeyim; üstünde benim tırnaklarımın izi olanın dibindeyim. Hâlâ daha birisini bekliyorum. O beni düzeltecek… Sonunda odaya bir mum bırakacak, biraz ısınacağım. Benimle birlikte hiç soru sormadan odada oturacak, karabasanlarımla sohbet edecek, o tek pencereden insanlara bakacak ama hiç dışarı çıkmayacak. Beni odamdan çıkarmak için uğraşmayacak ama odamı değiştirecek ve onu beklediğim her aya değecek.

Haftalar aylara dönüşmüş artık üşümüyorum çünkü bahar geldi. Dışarıdan insanların neşeli sesleri geliyor. Aralık bıraktığım kapımdan duyuyorum tüm o sesleri. Bu bazen kocaman bir azap gibi, kulaklarımı kapatmak hiçbirini duymamak istiyorum. Bazen kalkıp o kapıyı kapatmaya karar veriyorum ama sonra hemen vazgeçiyorum eğer o kapıyı kapatırsam o gelemez. 

Sonra zaman kavramını kaybediyorum, yıllar geçmiş gibi geliyor ama belki de yalnızca bir saat geçmiştir bilmiyorum. Sylvia Plath’in “Sessizliğin sessizliği değil kendi sessizliğimdi.” cümlesi anlamını o gri duvarlarda bir daha buluyor. Kendi sessizliğime esir oluyorum, en büyük kabusumu yaşıyorum. Ardından her şey değişiyor çünkü birisi kapımı çalıyor. 

Onu tanımaya çalışıyorum, beklediğim kişi değil ama birisi geldi. Saatlerce kapımda bekliyor, hayatımı değiştirmiyor, evime girmiyor, beni dışarı çıkarmaya çalışmıyor sadece bir kapı ötemde öylece bekliyor. Sonra beklemek de yetmiyor, sonunda beni terk ediyor. Gitmesine üzülmüyorum bile çünkü o beklediğim kişi değildi. Kimi ve neyi beklediğimi bile bilmiyorum; sadece birini bekliyorum. Kapıdan ayrılıp duvara tekrar çöküyorum.

Hayatımı değiştirmedi ama o gittiğinden beri müthiş bir hayal kırıklığı yaşıyorum. Kapım bir rüzgarla kapanıyor. Duvarlarımın kenarında ufak alevler oluşmaya başlıyor, pencerenin çatlak camı tamamen kırılıyor ve tüm oda cam kırıkları içerisinde kalıyor. Her yerim yara bere içerisinde kalmış ama ben bunu yıllar sonra fark ediyorum. Farkındalığım her şeyi değiştiriyor. Yıllarım aylara dönüşüyor. Duvarlar somut hayaletlere dönüşüp beni itiyor. Camlar ayaklarıma batarken ben ayakta kalmak zorunda kalıyorum. Kapıya baksam bile kimse çalmıyor. Ben hep birisini bekliyorum fakat kimse gelmiyor, gelmeyecek.

Haftalar günlere dönüşüyor. Evimin zemininde sis oluşuyor artık gün hiç doğmuyor, hep gecede yaşıyorum. Bahar hiç gelmiyor ve ben hep üşüyorum. Duvarımdaki o küçük ateş kocaman alevleri ardında bırakıyor.

Günler saatlere dönüşüyor. Evimin içinde bazen boş şişeler belirip kayboluyor, solmuş çiçekler, kırılmış kar küreleri, bazen ailemden kalan güzel anılar, bazense en kötüleri… Kimse gelmiyor. Arkadaşlarım, ailem, yoldan geçen herhangi birisi ve her şeyden de önemlisi o gelmiyor. O, hiç var olmadı çünkü. 

Saatlerim bana yalnızca on dakika hediye ediyor. Evimden çıkmam gerek yoksa sis beni yutacak ve geriye benden korkunç bir hayalet kalacak. Ayaklarım cam kırıkları yüzünden kan revan içinde, duvarımdaki yangın tüm odama yayıldı ve artık benim peşimde. Her yer duman ben boğuluyorum sonra duman yüzünden mi yoksa gözyaşlarım yüzünden mi diye düşünüyorum. 

Son bir dakikam… Evimden geriye yalnızca yanmayan kırmızı kapım kalmış. Son gücümle ona uzanıyorum ve açıyorum. Bir dakika içerisinde hayatım değişiyor; evimden kendimi kovuyorum. Küçük bir kızın silueti karanlık gecede küçük elleriyle yara bere içerisinde kalmış elimi sıkıca tutuyor. Arkamdaki evime bile bakmadan karanlıkta küçük çocukla gecenin içinde kayboluyoruz. Artık yaşlanmış bedenim onu takip ediyor. Dolunayın ışığı yüzüne vurunca ellerim daha da titriyor çünkü bu yüzü çok iyi tanıyorum. O çocuk benim… Evet, sonunda birisi geldi. Ben kendim için geldim. 

Son bir saniyem… Çocukluğum, gençliğim, yetişkinliğim ve yaşlılığım; tüm yaşlarımı kurtaracak olan tek kişi benim. Ben aslında hep kendimi beklemişim. Son saniyemde tüm yıllarımı en baştan yazıyorum. 

Yazar: Ayşegül Çıkrıkcı

Görsel Kaynak:https://tr.pinterest.com/pin/611222980703445223/

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.