(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 4 dakika sürmektedir.)
Gözlerini açtı. Nefesini düzene sokmaya çalışırken etrafına bakıyordu, karanlıktı. Nefes alıyordu ama aynı zamanda ölüyor gibiydi. Koşmaya başladı. Buğulu gözlerle bir ışık ararken arkasından geldiğini hissediyordu, korkuyordu. Uyanıktı, ama aynı zamanda bir kâbusun içinde kayboluyor gibiydi. O, hayatı boyunca bekledi. Bir elin ona uzanmasını ve onu bu uç noktadan kurtarmasını diledi. Gerçek olduğunu biliyordu ama aynı zamanda kendini, hayal olduğuna inandırmaya çalışıyor gibiydi. Hani bir mucize ya, kurtulabileceğini düşünüyordu. Hızla arkasına göz attı, peşindeydi. Ayağının altından kayan toprağı hissediyordu ama aynı zamanda bulutların arasında süzülüyor gibiydi.
Dengesini kaybetti ve kendisini yerle bütünleşmiş buluverdi. Her şeyin bittiğini hissediyordu ama aynı zamanda yeni bir başlangıç olabileceği düşüncesiyle, tiz bir çığlık attı. Sokağın diğer ucundan gelen yabancı bir erkek sesiyle, söylediklerini anlayamasa da kalbinin ürpermesinden kendini alıkoyamadı. Ya bir adım atıp onu yukarı çekecek ya da geriye çekilip dibe çöküşünü seyredecekti. Bu ıssız yolda, böylesine büyük bir çelişkideyken uzun bir zaman diliminin ardından içinde yeniden yeşeren umutlara engel olamamıştı.
Her zaman koyu kırmızıyla boyanmış olan uzun tırnaklarının renklendirdiği güzel ellerini, genç kadının kırmızı rujunun çerçevelediği dudaklarına bastırdı. Onun çırpınışlarının arasında ‘benden kaçamazsın, kendinden kaçamazsın.’ diye fısıldadı. Tanıdık sesi, genç kadına aynı zamanda bu kadar yabancı hissettirirken kahverengi gözlerinden süzülen gözyaşlarını fark etti. Yağmur sonrası toprak kokusu güzellemesi diğerlerinin aksine onu her zaman rahatsız etmişti. Belki de onu asıl rahatsız eden gözlerindeki beyaz gökyüzünden kahverengilerine doğru hiç durmadan dolan gözyaşlarıydı. ‘Yeterli, burada duralım artık. Lütfen sesime kulak ver, buraya geri dönmelisin.’ Etrafta yabancı bir sesin söylediklerini işitiyordu ancak aklını, söylediklerini dinleyebilecek kadar kontrol edemiyordu.
Ellerinden kurtulmaya çalışırken sessiz çığlıkları ardında duyduklarına kulak verdi. ‘Oyunu bitirmek için ne yapman gerektiğini biliyorsun Kübra.’ Biliyordu. Çırpınmayı bıraktı. Bu oyunun ancak ikisinden birinin ölmesiyle son bulacağını biliyordu. Sessiz, onu serbest bırakırken kırmızıyla boyalı dudaklarıyla gülümsemeye başladı. Yüzünü süsleyen hüzünlü gülümsemesine gözyaşları eşlik ederken içindeki karmaşadan tamamen bağımsız bir şekilde duyduğu o kelimeyle, yelkovan ve akrep aynı anda 12’nin üzerinde kavuştu ve zaman 3,4 belki de 5 saniyeliğine durdu. Rüyadan uyanma vakti gelmişti. Bileğindeki, onun bir nevi pusulası olan kırmızı bilekliğine baktı. Doğru yönü biliyordu, artık her an sular altında kalabilecek olan bu eski limandan ayrılıp yeni, onun için güvenli olan limanlara doğru seyir alması gerekiyordu.
‘Valhalla.’
Terapinin kontrolden çıkması durumunda gerçek dünyaya, şimdiye dönebilmesi için seçtikleri o işaret gelmişti ve Kübra bunun farkındaydı. Genç kız irkildi, ardından yalnızca kendisinin görebildiği, bir anda karşısında beliren aynaya baktı. Aynı ayna gibi yine yalnızca kendisinin görüp duyabildiği, bu yüzden kendisine Sessiz adını verdiği, yıllardır kafasının içinde yaşayan kendisinin en şeytani versiyonuyla yüzleşmesi için kendisine verdiği son şanstı bu. Tüm bunların kafasının içinde olduğunu ve buradaki tek gerçeğin kendisi olduğunu hatırladı. Tüm bu yaşananlar, Valkür’ünün kontrolüyle denemiş oldukları ve psikoloji lisansı üzerinde çalışan Kübra’nın bizzat kendisi için planladığı bir terapi denemeseydi sadece.
Bakışlarının rotasını aynaya çevirdi, Sessiz aynanın içinde gördüğü yansımasaydı. Aynaya baktığında kendisi hakkında içinden söylemiş olduğu acımasız sözler, kalbinden geçen tüm o çirkin düşünceler ve yüzleşmekten korkup kaçtığı için sonunda esiri olduğu o duygular Sessiz’i oluşturuyor, onu besliyordu. Şimdi ise gözlerinde, yıllardır kendisiyle verdiği mücadeleyi kazanmanın verdiği mutluluğun umut dolu ışıltısı vardı. ‘Bu benim hikâyem ve kimi zaman okuyucular tarafından nefret edilsem de başrolü yalnızca ben olabilirim.’ Bir süredir içinde hapsolduğu ve dünyanın sonuymuş gibi kar yağan o kar küresi bir fanusa dönüşmüş, hemen ardından okyanuslara çevrilmişti. Bazen dalgalarının şiddeti artsa da içinde, iyi ve kötü olan tüm düşüncelerini, hislerini hapsettiği deniz kabuklarına ev sahipliği yapan o derin okyanusa.
Yazar: Kübra Dağlı
Görsel kaynağı: https://tr.pinterest.com/pin/585116176609343298/