(Bu yazının okunması yaklaşık 3 dakika sürmektedir.)
Merkezinde insanın olduğu bir hiçlik. Sonsuz karanlığın ortasında mavi bir nokta. Mavi noktanın içinde bir başka karanlık. Carvaggio’nun ışıkları sönmüş. Van Gogh’un mavisinin yerini almış Sokrates’in içtiği zehir. Ruhlar birer uçurumu andırıyor. Kim kurtaracak insanı uçurumun kenarından? Ingres’in tablosundaki Zeus tahtından çıkıp gelecek mi dersiniz? Belki yıldırımlarla aydınlatır psişemizi. 1957 yılında bir film vardı. Karanlıktı, çarpıcıydı ama bir gerçekti. Bergman’ın ölüm meleği peşindeydi insanların. Dadaistler gibi kaygılardan uzak ama mantıktan yoksun mu olmaktır çözüm? Newton’la neden-sonuç kadar basit olduğuna inanmıştık evrenin. İnanmak istemiştik hayatın basit olduğuna da. Darwin açıklasa da mavi noktada yaşayanların evrimini, Freud’sa psişesini raydan çıktık bizler. Unutalım Küçük Albert’i, Milgram deneyini. Hatta Stanford hapishanesi deneyini! Çünkü deneylerin en ihtişamlısı sosyal medya. Milyarlarca insanın her saniye bir şeylere koşullandırıldığı bir idealar dünyası.
Düşünen adam heykelinin düşündüğü zaman dahi yetmez bu dehşeti anlamaya. Gerek yok korkmak için Stephen King’in romanlarını okumaya. Ya da izlemeye eli testere tutan Hollywood yıldızlarını. Karşımızda duruyorken varoluşun kendisi. Vizyonumuz yok, misyonumuz yok. Personalar olmuş ayna, kopyalıyor hepsi birbirini. Da Vinci nasıl peşindeyse mükemmelin bizler de peşindeyiz trendlerin. Aynı sözler, aynı hareketler, aynı kıyafetler, aynı yüzler. Bay Smith’in kopyalarıyla dolu bir Matrix mi görmek istediğimiz? Kayayı her gün yukarı iten Sisifos olmuşuz. Kapitalizmin pazarladığı gibi her şeyi pazarlıyoruz kendimizi. Kişilikten ve değerlerden tavizler veren bizler. Ruhumuzu metalaştırmak hakaret potansiyelimize. Truman Show misali yüzeysel ilişkilerle dolu hayatlar. Herkesin izlemesi herkesi Truman misali.
Rafaello’nun Atina Okulu tablosundaki atalarımız böyle mi görmek isterdi bizleri? Ne zaman yaratacağız her birimiz değerlerimizi? Olmak zorunda değiliz Sisifos, Meursault veya nehre bakan Narkissos. Anlamlı olması için hayatın ortak bir düşmana ihtiyaç yok kırmızı üstündeki gamalı haç gibi. Anlamlı hayat için bulmamıza gerek yok Hollywood filmlerindeki aşkı. Anlam umuttur, belki umuttur hayat. Yürekler hep yara bereyken, her yer karanlıkken ve hiç ışık yokken ne yapar insan? Nova Norda der ki “Kendi gücünden başka ne var?”, Doğan Cüceloğlu sorar “Var mısın?” diye. Hayat insanı yıkar, parçalar, süründürür, ezip geçer, kırar, binbir parçaya ayırır. Hatırlamak gerekir ki güneş er geç doğar. Belki pek geç de doğar. Ama illa ki doğar. Ben de umutsuzum bu satırları kaleme alırken. Yine de inadına yazıyorum bu satırları. Atatürk’ün sözlerini hatırlatarak sonlandırıyorum satırlarımı ve susuyorum;
“Umutsuz durumlar yoktur. Umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim.”
Yazar: Aytunç Kağan Yiğit
Görsel Linki: https://artsandculture.google.com/asset/wheatfield-with-crows-vincent-van-gogh/dwFdD5AMQfpSew