(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 2 dakika sürmektedir.)
Vücudu keskin bir bıçakla ikiye bölünmüştü sanki. Bir yanı buz keserken diğer yanı cayır cayır yanıyordu. Alevler parmak uçlarından tüm hızıyla yükselip en sonunda yüzünü de buldu. Gözlerini açmakta güçlük çekiyordu. Kulaklarında bir uğultu vardı sanki. Başının iki yanında iki kara delik hissediyordu. Ne varsa içine çeken, yutan, sindiren… Kapı mı çalıyordu yoksa gözlerini içine çevirdiğinde hep duyduğu o ses mi çınlıyordu kulaklarında? İsmini duydu birkaç kez. Daha var olmadan onun için karar verilmiş, aidiyet hissedemediği, duymaktan tiksindiği o kelime. Kendini kaldıracak gücü bir türlü bulamadı. Gözlerini kapatıp çaresizce beklemeye koyuldu. Sesi hiç duymamış olmayı diliyordu. O an istedi ki bu yatak bir mezar olsun. Soğuk, kuru, sessiz ama hiç kimsenin onu rahatsız edemeyeceği bir mezar. Kapının ardındaki ısrarcı olmadı. Derin bir nefes aldı. Tehlikeyi savuşturmuştu. Saç diplerinin sızladığını duydu. Sanki kafa derisine onlarca iğne batırılıp çıkarılıyordu. Yavaş yavaş kasları üzerindeki hakimiyeti kaybettiğini hissetti. Kendini bir boşluğa bırakmıştı. Dudaklarının hareket ettiğini duyuyor, asla yüksek sesle giydirilemeyecek çıplak kelimeler fısıldıyordu.
Bedeninin boşlukta süzüldüğünü hissederken bir yandan da zihninden onlarca düşünce geçiyordu. Her şeyi unutmak istiyorum, dedi içindeki. Beni bugüne getiren her şeyi… İçimdeki bu sızıyı, yanaklarımdaki bu alazı, başımdaki bu dayanılmaz ağrıyı, “Bu sensin!” diye bana dayatılanları… Ama unutamazdı. Unutacaksa bütünüyle aklını kaybetmesi gerekirdi. Ancak aklını kaybetmek yalnızca özgür insanlara mahsus. Korkularımın pençeleri öylesine esir almış ki beni, aklımı kaybetme özgürlüğüne bile sahip değilim.Bu cümleler zihninin dipsiz kuyularında yankılanırken ilk kez içindeki ‘öteki’ ile konuşmayı denedi:
“En uzaktaki, ulaşamadığım, merhaba. Artık dayanılmaz bir hal almaya başladı bu acı. Uyuduğum uyku, yediğim yemek, içtiğim su bile yavan. Kirli dillerini uzatıyorlar bana ve benim sana ulaşıp ‘bir’ olmaktan başka çarem yok. Ne yapabilirim ki? Gözyaşları içinde Tanrı’ya yalvarıp bana yardım etmesini diliyorum. Senden ve Tanrı’dan başka güvenecek kimsem yok. Yeni yeni ayırdına varıyorum, kimsesizlik tattıklarımın en acısı. Bak, yüreğimin yangını şimdi de uzuvlarıma aksetti. Söndüremedim. Sana ulaşamamak deli ediyor beni. Üzerimde yedi kat toprak var sanki, ben altında kalmışım da çabaladıkça daha çok gömülüyorum adeta. Ne zaman bitecek bu hasret? Ya yine kaybedersem seni? Bu kez nasıl bir araya getiririm paramparça olan ruhumu? Yarım yaşamak sızısı öylesine büyük ki! Bakalım yolun sonunda gerçekten ‘tam’ olabilecek miyim? Hiç sanmıyorum. Diğerleri çarpık gülüşleriyle benimle alay ederken yalnız sen biliyorsun gücümü, sınırlarımı, hislerimi hatta korkularımı da. Ve en çok da inadımı biliyorsun. Savaşma azmimi, vazgeçmeyişimi. Şimdi tüm bunları sırtlanıp koşmaya başlamalıyım sana doğru. Büyük bir aşkla, açlıkla, durmamasıya çıldırasıya koşmalıyım. Dizlerimin dermanı sensin. Yolumun tek yoldaşı sensin. Işığım, çarem, susuzluğum sensin. Sana kavuşmak için canla başla savaşacağım bu kez. Yolun sonunda beni nasıl beklediğini hayal ettikçe ruhumun başıboş parçaları bütünleşme arzusuyla birbirine çekiliyor. Aydınlığım, umudum, tek aidiyetim sensin. Sözlerin en büyüğü senin olsun, dilerim vuslatın en büyüğü de seninle olur.”
Yazar:Aleyna Korkmazyürek
Görsel Kaynak: https://www.salt10.com/narkissos-ask-sarkisi-ve-dali-bastan-sona-surrealizm/