(Bu yazının okunması yaklaşık 3 dakika sürmektedir.)
Haddinden fazla gösterilen çabanın yorgunluğu var üzerimde. Lütfen dokunmayın. Bir süre kuşların kanat çırpışını izlemek ve gördükleri manzarayı hayal etmek istiyorum. Zoraki sevgileri ve sevgilileri bir an olsun unutmak istiyorum. Üstten bakmaları, yalandan sarılmaları tenimden silmek istiyorum. Sadece ama sadece içinizden gelenlerle tanışmak istiyorum. Yargıların penceresinden bakıp tek bir kelimeye sığdırdığınız kadın olmak istemiyorum. Birbirimizin hayatına dokunup geçmekten başka yakınlığımız yok, bunca kalp kırgınlığı neden? Her şey ihtimaller dahilindeyken, öylesine sert kırmızı çizgiler neden?
Bir başıma penceremin önünde yaşayıp gitsem ve tek muhabbetim kuşlarla olsaydı, gelip geçen vapurların selamına karşılık vermek tek eğlencem, yağmur damlalarını ayrı ayrı takip etmek tek acelem olsaydı, bu kadar yorulur muydum? Özensiz insanların samimiyetsiz tavırlarına değer mi gözyaşlarım? Söylenen tüm basit sözlere yeter mi çığlıklarım? Ne sahiplendim ne bağlandım. Hiçbir ilişki kurmadan öylece durdum, izledim. Hiçbir hak iddia etmedim buralarda. Korkulmayacak kadar silahsız, düşman yerine konmayacak kadar savunmasızdım. Hiçbir kavgada yerim yoktu ama yaralandım.
Kendimi geçenlerde sahil kenarı bir bankta buldum. Oturmuş, martıları dinliyordu. Elimden ne geldiyse yaptım iyileştirmek için. Gözleri dolunca hep tutar kirpiğinin ucunda. Parmağımın ucuyla dokunup aldım ıslaklığını. O zaman ağlamaya başladı. Önce kafasında konuşan kalabalığı susturdum, sonra martıların kulak tırmalayan çığlıklarını. Ona yolları hatırlattım, yolculukları. Başka hiçbir şey daha mutlu etmez onu, biliyorum. Kavuşmaları, ayrılıkları hatırlattım. Gülümsemesine sebep olduktan sonra hayaller kurduk beraber. “Bu şehirden öyle ya da böyle gitmek zorundayız.” dedik. Ne kadar seversek sevelim, üzüyor bizi. Bir bilet aldık gelecekten, cama yasladık başımızı ve ufuktaki yabancı iklime doğru yola çıktık. Paramparça olmuş kalbi bir kenara bıraktık, düşünmekten çatlayan beyni askıya aldık. Yalnızca hissederek devam ettik yola. Hissetmenin mahvettiği gerçeğiyle tanışıp iyileştik.
Sahil kenarı bir bankta buldum kendimi geçenlerde. O bankı terk edip gittiğinde de inanmayı bırakmadı. Ve yine yaralandı. Şimdilerde kendim hep penceresinin önünde, insanlardan uzakta. Bedeni gezinirken kalabalığın ortasında, hisleri bir şeyler karalayıp duruyor odasında. Bölük pörçük yaşıyoruz şu sıralar. Toparlanmayı değil, buluşmayı bekliyoruz. Kendimle denk gelirsem ona söyleyecek çok şeyim var. Atlatmak istediği ne varsa, sonuna kadar katlanmak zorunda kaldı. Kimi zaman başkalarının acılarını kendi gözyaşlarına sığdırıp, kendi kırgınlıklarını hep içine içine ağladı. Bazen sahil kenarı bir bankta, bazen de kimsenin bilmediği ara sokaklarda.
Olur da bir gün bir yerde denk gelirseniz onunla, lütfen benim beklediğimi söyleyin. Ve ona dokunmayın, benden başka kimsesi yok.
Yazar: Neslişah Kahraman