Merhaba sevgili okurlar. Ben Ayla. Eğer hazırsanız sahneye çıkıyoruz bugün. Biraz kim olduğumuzdan bahsedelim sizinle. Kendimizi etrafa tanıttığımız temel bilgilerin olduğu kimlik kartlarımızdan… Etrafımızdaki insanlar bu kartlar sayesinde fiziksel olarak bizi tanıyor, adımızı da biliyorlar. Peki, adımızı başkalarından duyduğumuzda ne kadar sahip çıkıyoruz kendimize? Sahi, kimiz biz? Bizdeki kim’lik? Bu soru belki benliğimize doğru bir yolculuğa çıkartır bizi. Yaş aldıkça kendimizi anlatmada bu kartlardaki bilgilerin yetmediğine şahit olduğunuz anları yaşıyor musunuz siz de? Peki ya isimlerin de derinliklerinde olan ruhumuz? Zamanın içinde kaybolmadan atsak kendimizi şu sahnelere… Dans etsek, kuğular gibi süzülsek… Yoksa geçmişin karanlık kuyularının derinlikleri yutacak bizi. Geleceğin taşları daha yürümeden batacak ayaklarımıza. Yaşam sahnelerimizde bir çocuk, bir kadın, bazen anne olacağız. Ruhumuzda ne kaldıysa geçmişten onu soyunacağız. Alaşağı edeceğiz hayatı. Bunu ne kadar içten yaparsak ruhumuz da böyle esneklik kazanacak acılara. Nasıl ki çocuk bedenleri küçükten başlıyor dans etmeye işte öyle. “Dans” de yaşamaya sen de. Biriken acın, öfken zirvelere ulaşmak için esnetsin ruhun, tıpkı parmak uçlarında gökyüzüne değmeye çalıştığın gibi. Kullan bütün acı ve aşklarını sahnede dans ederken yani yaşarken. Bu sahnede yalnız değilsin. Ailen, sevdiklerin, aşık olduğun insanlar… Bazen nokta kadar küçülecek olsan bile bütün sahneyi doldur kim’liğini anlayarak… Kim’liğimizi fark et ve benliğine dönüştür tahrip etmeden, ötelemeden sahip çık geçmişine, talip ol geleceğine. Hatırlamak istemediğimiz şeyler hatırımıza düşmeden önce bize sormadan alt üst ediyorsa zihnimizi, anıları ötelemenin ve geçmiş pişmanlığı içinde yaşamanın bir anlamı yok öyleyse. “Şu anı yaşamak” senin kurguladığın özgür bir dans gösterisi sergilemek gibi. Hadi sahnelere! Ancak gerçekten özgür hissedenler kendi yaşam sahnelerinde dans ederek kendine kavuşabilir. Dans müziğini kimi zaman olumsuz iç seslerimiz kimi zaman da dışarıdaki insanlar gürültüye çevirebilir, buna hazırlıklı ol önce. Bunlar zihnimizdeki engellerin ruhun önünü kesmesi de olabilir. Öyleyse meydan okuyorum! “Şimdiki aklım olsaydı.” diye şu anı kaçıranlar, yaşamlarımızdan şimdiki akıllarımızı çıkarırsak ne kadar biz kalırdık ki? “Şimdiki aklımla çocukluğumu yaşamak istiyordum.” diyenlere soruyorum: O zaman şu anda olduğumuz hale nasıl gelirdin? Kalbin hangi sen’i hissederdi? Geçmişini reddedip geleceğinden medet umanlar, üzgünüm. Gelecek, hüzünlerin üzerine bina edilemez. Bırak artık geçmiş pişmanlığında kendini aramayı. Geçmişte şimdiki aklı olanlar, hiç pişman olmayanlar. Duydun mu bunları? Eğer böyle insanlar varsa onlar neyden muzdarip merak ediyorum.
Kim’likten benliğe yolculuğunda sahneye çıkmadan önce:
“Yürürken önümde boyum kadar isli kapılar yahut engeller var gibi. Belki başaramayacağım inanan insanların, belki de içimin taa karanlıklarından bir ses geliyor, bilmiyorum. Bir anda arısavar gibi elimle itiyorum. İçinden geçiyorum, kayboluyor. “Yaşamak” şu an ise beni şimdiye getiren geçmişim ve özlemle beklediğim geleceğim, size kucak açıyorum. Şimdiki aklım ve ruhum bana bunu hissettiriyor. Artık kim’lerden de arınıp isimden ve benlikten de ötelere gidiyorum.”
Yazar: Ayla Tuna