(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 3 dakika sürmektedir.)
Bazı rivayetlere göre dünyaya gelmeden önce annemizi bizler seçermişiz, kokusuna ait
olmak istediğimiz annenin karnına düşermişiz. Sular çekiliyor, gök kararıyor. Seneler
geçiriyor; senin saçlarına aklar benimse gözlerime yaşlar düşüyor ve fark ediyorum ki her
yeni gün bu rivayete daha çok inanıyorum. Bazen durup düşünüyorum taşı sıkıp suyunu
çıkarmayı ben nereden öğrendim diye ya da bunu yaparken nasıl olur da hem taşı incitmemeyi
hem de yerleri kirletmemeyi başarıyorum? Bazen düşünüyorum neden ellerimi göğe açıp
umut ediyorum diye? Gözlerim başkasının tabağıyla ilgilenmiyor, kulaklarım vesveseleri
duymuyor, aklım türlü dolambaçlara çalışmıyor. “İyi de neden ya da nasıl?” derken tüm
soruların cevabı beni sana getiriyor.
Annelik kavramının şahsa münhasır olması bir kenara şahsımın en büyük şansı
annemdir. Şansımın sebebi kaşından ya da gözünden değildir. Aslında biliyor musunuz? Kaşı
gözü de çok güzeldir. Kızıla çalan kahve saçları, aralarından göz kırpan akları… Akşamdan
evvel, ikindiden az sonra pek güzel görünürler güneş vurunca. Bir an olsun belerdiğini
görmediğim buğu dolu gözleri. Omzundaki yüklere yardım etmek için bir kısmını sırtlanmış
gibi buğulu bakarlar hep. Yüzündeki çizgiler… Kendisi hiç sevmez, ben ise en çok onları
severim çünkü sormadan bana annemin iyi olup olmadığını söylerler.
Şansımın sebebine gelecek olursak yüreğidir. İyilik ve kötülük görecelidir ama saflık
yeganedir. Saf bir yüreğe sahip annenin evladı olmak ise dünyada cenneti tatmaktır. Belki de
cennetin varlığına böyle inanmışızdır. Ben de birçoğunuz gibi cennetin varlığına ve annemin
ayaklarının altına serildiğine inanıyorum. Dünyada cenneti tatmış olmanın ise keyfini
çıkarıyorum.
Bir de her gün kendime tekrar ettiklerim var. Önce bir olmalıyım ki sonrasında bir
bütün olabileyim. Hesabım kitabım olmalı ki şaşmayayım. Sulandığım toprakta meyve
vereyim çiçek açayım ki olduğum yer güzelleşsin, çoğalabileyim. Küllerime ayrılayım ki
tekrardan doğabileyim. Yeri geldiğinde susayım ki haddimi hatırlayıp hırs batağına
düşmeyeyim. Yeri geldiğinde bağırabileyim, savunabileyim hakkımı ki boyun eğmeyeyim,
diz çökmeyeyim ve şükür edeyim ki sağım, solumda ise daima sen annem. Hepsini bana senöğrettin. Öğrenebilir miyim ya da öğrensem dahi tercih eder miyim bilmiyordun ama sen yine
de öğretmeyi seçtin. Bundandır ki hepsini her gün tekrar ederim. Unutacağımdan değil, her
gün tekrar tekrar hatırlamak istediğimden. Minnettarım. Birçoğunuz gibi ben de anneme
minnettarım. Kaşına gözüne ayrı, saf yüreğine ayrı… Rivayetler doğru olsun ya da olmasın,
bin evren olsa ben bininde de seni seçerdim. Bin kere dünyaya gelsem bininde de senin
karnına düşerdim.
Eslem Uyar