Yüzleştiriciler

"Şu zamana kadar hep kaçtınız, bu zamandan sonra yine kaçacaksınız. Eninde sonunda bizle görüşecek hemen ardından da sanki olanlar hiç gerçekleşmemiş gibi tekrar buradan ayrılacaksınız, farkındayız. Acıyla yüzleşecek, kahrını çekecek ve gideceksiniz. Siz hep kaçan, o da hep sizin peşinizde kovalayan olacak. Kedinin fareyle oynadığı gibi oynayacak sizinle. Bizse onun dediklerini yapıp her adımınızı izleyeceğiz. "

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 4 dakikadır.) 

Ding dong…  Uzun süren sessiz bir bekleyiş ve yeniden bir deneme. Ding dong… 

“Kimse yok sanırım…”  

Kapıda bekleyenler bir süre daha çıt çıkmayan harabeliğin önünde sessizce bekledi. Ardından içlerinden daha yaşlıcası genç oğlana gözleriyle yeniden denemesi gerektiğine dair ikazda bulundu ve o da bir kez daha denedi.

Ding dong… Ses boşlukta yankılandı. 

“Yok işte! Neden zorluyoruz? Hiçbir yerde olmadığı gibi burada da yok.” 

“Çünkü işimiz bu!” dedi genç kız oğlana doğru dönerek. “Biz bunu yapmakla mükellefiz…” Sinirliydi, uzun süredir aradıkları kişiyi hala bulamamışlardı. Sesini yükseltti.  “Hanımefendi eğer buradaysanız lütfen açar mısınız artık? Zor kullanmak istemiyoruz.” dedi ve elindeki koçbaşını yere doğru vurdu. 

Yaşlı adam ikisini izliyordu. Nereden bu baş belalarını peşine taktığını düşündü. Oysa onları kendisi istemişti. Onların damarlarında akan deli kanı hissetmiş, işine yararlar diye düşünüp özel olarak talep etmişti. Ama ne işe yaraması, daha çok işleri bozmaktan ve kafa ütülemekten başka bir işe yaramıyorlardı. Hâlâ birbirleriyle uğraşıp durmaktaydılar. 

“Susun ikiniz de! Sizi dinlemeye gelmedik buraya. Bir daha deneyin. O, burada. Biliyorum…” 

İki genç yaşlı adamdan gelen fırçadan sonra sustu, yeniden deneyip ona doğru baktı. Yaşlı adam cebinden telsizini çıkardı ve konuşmaya başladı.

“Bizi duyduğunuzu biliyoruz. Farkındayız, korkuyorsunuz. Bizimle görüşmek istemiyorsunuz. Hatta keşke hiç tanışmasaydık diyorsunuz içinizden. Sizi duyarız diye nefesinizi tutuyorsunuz. Onu tuttukça hiç ses yapmadığınızı düşünüyorsunuz. Sizi bulamayacağımızı ve pes ederek gideceğimizi düşlüyorsunuz. Ama üzgünüm, biz sizi duyuyoruz. Zangır zangır titremelerinizin yarattığı depremi iliklerimize kadar hissediyoruz. Damarlarınızdan akan kanın verdiği resitali büyük bir hazla dinliyoruz. Gözlerinizden süzülen yaşların yere düşüşünde çıkardığı o ‘şıp’ sesini sayıyoruz. İki bin üç yüz on yedi… Tam iki bin üç yüz on yedinci şıp sesi.” 

“Evinize gönderdiğimiz uyarı kağıtlarından haberiniz vardır elbet. Çünkü bizim haberiniz olduğundan da haberimiz var. Okumadığınızı ama parmağınızın ucuyla dokunduğunuzu, hemen ardındansa bir tekmeyle savuşturduğunuzu biliyoruz mesela. Bizi hatırlamamak için hep çalıştığınızı, binlerce defa izlediğiniz o komedi programını her gün yeniden izlediğinizi -şakaları artık ezberlediğinizden eskisi kadar gülemiyorsunuz bile-, düşünme ihtimaliniz yüzünden yalnız kalmak istemediğinizi ve bu yüzden saçma sapan tiplerle bile olsa her daim konuştuğunuzu biliyoruz. Biz sizi sizden de daha çok tanıyoruz…” 

“Biliyorum, istemiyorsunuz. Kim ister ki zaten? Kim bu yüzleştiricileri kapısına dayanmış bir şekilde burada ister? Şu zamana kadar hep kaçtınız, bu zamandan sonra yine kaçacaksınız. Eninde sonunda bizle görüşecek hemen ardından da sanki olanlar hiç gerçekleşmemiş gibi tekrar buradan ayrılacaksınız,  farkındayız. Acıyla yüzleşecek, kahrını çekecek ve gideceksiniz. Siz hep kaçan, o da hep sizin peşinizde kovalayan olacak. Kedinin fareyle oynadığı gibi oynayacak sizinle. Bizse onun dediklerini yapıp her adımınızı izleyeceğiz. Bizler yüzleştiricileriz, bizi ne kadar çok sevmeseniz de işimiz bu…”

******

Merhaba; sizler de bir şeylerden kaçıyorsunuz benim gibi, biliyorum. Sizin de peşinize takılan yüzleştiricileriniz var. Onları görmezlikten geliyorsunuz, seslerini duymazlıktan, kokularını almazlıktan, varlıklarının sizin üzerinizde bıraktıklarını hissetmezlikten… 

Çok acayip bir şey bu. Hiç yapmayacağın, daha doğrusu yapmak istemeyeceğin her şeyi sana yaptırıyor. Arkanda bıraktıklarına bile bakamadan bulunduğun yerden gitmek zorunda kalıyorsun. Bir şeyleri daha öncesinde yaşamış olmanın bilmişliğiyle orayı terk ediyorsun. Çünkü biliyorsun ki sen orayı terk etmezsen yakalanırsın, ağlarına düşersin ve o istemediğin büyük buhran başlar. 

Yüzleşmek zor. Acıyla yüzleşmek çok zor. O hüznü yaşamaktan kaçmak sana doğru olan gibi geliyor. Sonuçta kaçtıkça canın yanmıyor, kalbin sıkışmıyor. Geceleri ağlamıyorsun mesela. Düşüncelere dalıp uykusuzluk çekmiyorsun. Bir şeyler kırılmıyor, böylelikle de o kırılmayan şeyleri toplamak zorunda kalmıyorsun. Öyle böyle yaşıyorsun. Yaşıyorsun… Nefes alıyorsun sonuçta. Yaşamanın en büyük belirtilerinden biri değil midir bu? İnsan nefes aldıkça yaşamaz mı? Yaşar… 

O zaman neden şu an nefesini tutuyorsun diyebilirsiniz. Neden sesini duyarlar diye korkuyorsun? Neden ellerin titreyerek ağzını kapatıyor? Neden dünyan başına yıkılmış gibi hissediyorsun? 

Özür dilerim. Çok özür dilerim. Bu özür kime, neden diliyorum onu da bilmiyorum. Ama yine de özür dilerim. Korkuyorum işte! O zehrin kanıma işlemesinden deli gibi korkuyorum. Çoktan işlediğini bilsem de korkuyorum. Kendilerine yüzleştiriciler dedikleri o canavarlarla yüz yüze gelmekten ödüm kopuyor. 

Seslerini duymak istemiyorum ama o yaşlı bunağın sesi her bir zerremde yankılanıyor. O babacan tavırları yok mu? O, sana zarar vermek istemiyoruz ama işimiz bu kisvesinin altında söyledikleri… İşte en çok da onlar insanı delirtiyor. 

Hala kapımın önündeler. Ben çıkana kadar da gitmeyecekler, biliyorum. Genç bir kızın tiz sesi kulaklarıma ulaşıyor. “Zor kullanmak” tan bahsediyor. Ne komik! Canımı acıtmaktan gram korkuları yok. İşmiş… Böyle iş mi olur? Kim taktı peşime bu kabadayıları? Kime yanlış bir şey yaptım da başıma bunlar geldi?

Tamam, tamam susun. O yanlışı kime yaptığımı ve hala da yapmaya devam ettiğimi biliyorum. Siz de biliyorsunuz. Dile getirmeyin lütfen. Ben bundan kaçıyorum ya. Sesli bir şekilde söylemeyin. En azından bugünlük kalbimin önündeki yüzleştirici rollerinden biri olmaya ara verin. 

İrem Avşar

https://pin.it/75U81ZKih

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.