Yaşımdan Yorgunum

“Hayata baktığım penceremin buğulu olduğunu fark ettiğimdendir ki yazmak, anlatmaktan elzem oldu şu zamanlarda.”

(Bu yazının okunması yaklaşık olarak 3 dakika sürmektedir.)

Biraz kaygılıyım bugünlerde, en çok da yaşımdan yorgun ve telaşlıyım.

Kaç yaşındayım sahiden, bu dünyayı ve yaşamaya çalışmayı, bir şeylere ulaşmayı kendime dert edecek kadar? Geçiyor gözümün önünden emek vermeden oturdukları koltuklarda küstahça konuşan, statüyü kendilerine benlik edinen varlıklar. Öte yandan, hayatın taviz vermediği acı ve zorluk karşısında her yeni güne bir umutla bakan, mücadelesinde istikrara koşan, yaşadıkları sancılara rağmen devam etmeye çalışan “insanlar”.

Henüz 20’lerimin başındayken kurduğum geçmişe özlem cümlelerim artar oldu, bu memleketin kendisiyle olan kavgalarına şahit oldukça. Hayata baktığım penceremin buğulu olduğunu fark ettiğimdendir ki yazmak, anlatmaktan elzem oldu şu zamanlarda. Ziyadesiyle kolayca sonlanan hayatların, başarı yolunda taş koyanların gölgesinde bir şeyler anlatmaktansa kendime olan saygımla yazmak kendimle kurduğum ilişkinin bağlarını güçlendirmekte direndi.

Yaşımın ve yaşıtlarımın yorgunluğuna tanıklık ettikçe bir yerlerde adalet terazimizin şaştığına, hak ve özgürlüğün bu olmadığına kanaat getirdim. Keşfetmemiz, düştüğümüzde kalkacak bir yol bulurken öğrenmemiz gereken yaşlarda, bambaşka dertlerle boğuşurken bulduk kendimizi. Hayatın hepimize aynı yüzüyle cevap vermediğine hemfikiriz, bu satırlara vakit ayıran değerli okuyucu fakat öyle bir gerçek vardır ki emsali görülmemiş, duyulmamış ve asırlarca konuşulacak olan: yaşam mücadelesi.

Aynı fırsatlarla doğmadığımız gibi, yaşam mücadelesiyle debelenirken bu durumu her anda yüze vuran, diğerlerini kayıran ve hakkın hak olmadığı imkânları sunan onlarca, yüzlerce ve hatta binlerce varlıkla aynı evreni paylaşmaya çalışırken buldum kendimi. Bir şeyleri başarmaya çalışırken karşımda veya yanımda değil, tam da ayağımdan tutup çekerek kaydırmaya çalışan tabiri caizse bunu toksik bir var oluşla yerine getiren varlıklar, evet bugün o gündür ki size rağmen değil sizinle birlikte ses olmak istedim.

Bu satırlar planlayarak değil yaşayarak aktı kalemimden, tıpkı hayatıma ve hayatına şahit olduğum insanların yaşam mücadeleleri gibi. Bundandır ki diğer varlıklarla aramıza kurduğumuz mesafeler, ördüğümüz duvarlar ve yalnızlığın kaçınılmaz hazzı. Kıskanç bakışlar altında sizi aşağıya çekenlerin varlığında can bulursunuz; yalnız niyetiyle yaklaşımı arasında tezatlıktan kör olmuş varlıkların karanlığında sönen ışıklar vardır ki işte onlar en tehlikelisidir. Bunca satırdan sonra derin bir nefes almak için gökyüzüne baktım, işte o an anladım ki mücadelelerin sonu yoktur, onları ilmek ilmek dokuyan insanların başarı ve hatta daha da değerlisi başarısızlık hikâyelerinin ardından doğan bir güneş vardır.

Çok sevdiğim bir şair der ki: “Umudumuz acımızdan büyük olmalı.”; lakin sadece umut etmek yetmez, insanlığa dair umudumuz güçlenmeli ki yarınlar adaletle şekillensin. O adaleti de umudu da yeşertecek olan bizden başkası değil, ondandır ki her davranış ve söylemin hassas bir teraziden geçmesi dileğiyle!

Yazar: İpek Salman

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.