(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 2 dakikadır.)
“Sürekli bir gerginliği yaşıyoruz hepimiz
Bütün umutlarımız acılara ayarlı
Taşkın sularımızda baskı bentleri
Bir çağlayan sesine dönmüyor sevincimiz
Dönüp dönüp sürekli kendimizi yıkıyoruz”
(Şükrü Erbaş, Gece Sefaları)
Nedir bu sürekli devam eden melankoli bedenimizi ele geçiren? Tam mutlu oldum derken önümüze serilen sebepler silsilesi… Dur durak bilmeyen, yıkıcı, yakıcı ve bir o kadar da kaotik… Parlarken gözlerimizin içi mutluluktan neden uzun uzun oturamıyor o sevinç, en kıymetli köşemizde saatler boyunca? Ya da neden buluyoruz en ufak acı kırıntısını da gölge düşürüyoruz saflığına güzel anın?
Alışkanlık mı getirdi bizi buralara? Uzak diyarlardaki mutluluk çok kalamıyor bizimle belki de bu yüzden. Acı sürekli misafirimizken, huzuru nasıl eşleştirebiliriz ki kalbimizle?
Sürekli eleştiri yapan bir baba gibi gösteriyor çatallı dilini acı bizlere, ne zamandır istediğimizi elde etmişken. “Hayır yetmez! Bu kadarı yetmez! Bu kadarı doyurmaz benim yarattığım içindeki boşluğu. Hep daha fazlası ve daha mükemmeli gerekiyor. Kusurlu mutluluğa ihtiyacın yok.” Kulak verip boyun eğiyoruz bu sözlere. Tekrar tekrar dönüyor beynimizde, “Kusurlu mutluluğa ihtiyacın yok.” Acı alıyor yine baş köşedeki yerini. Koyuyor bentlerini, sızmasına bile izin vermiyor mutluluğun. “Bu kusurlu, bu da, bu da, bu anlık mutluluk, bu ise bizi doyurmaz…” Dayanamayıp taşkınlar yaşıyoruz zaman zaman. Mutluluğun değdiği yerler yeşeriyor. Acı yeniden kurutuyor onları, “İstediğimiz gibi değil.” Mükemmel değil…
Aşkla karşılaşıyor bir gün o bentler. Yıkılıyorlar teker teker. Kuruyan topraklarımız yeşeriyor. Yanılgıya düşüyoruz. Mutluluğun artık baş köşede oturduğuna dair o tatlı yanılgı. Kurumasın diye uğraşırken, beklemediğimiz anda kapıyı çalıyor acı. Tüm ihtişamıyla göğsünü gererek. Şüphe tohumlarını ekiyor öncelikle. “Emin misin?” diyerek. “Her zaman mutlu musun gerçekten?” Yetiyor da. Bu cümleler bizi devirmeye yetiyor. Uykusuz gecelerde büyüyor o boşluk. Acı bizi sarıp sarmalamaya hazır bekliyor. Ama mutluluk beklemiyor. Mutluluk çaba gerektiriyor, ayağımız takılsa kaybolma tehlikesi varken; acı yapışıyor bedenimize, terk etmiyor. Ona tutunmak daha kolay gelirken, mutluluğu kim ne yapsın?
Her gün sürüyor bu tüketen dans. Gülümsemeler azalıyor. Her şey yavaşlıyor. Akıntıya karşı yüzmek, dünyanın en zor şeyi haline geliyor. Olduğumuz yerde saymak ya da geçmişe sürüklenmek bizi rahatsız etmiyor bir süre boyunca. Kendi kabuğumuzda, yalnızlığımızla, sevgisizliğimizle acıya sarılı halde rüzgâr bizi nereye götürürse oraya doğru gidiyoruz. Ağlamalar diniyor. Bir ömür yitiyor. Rüzgârın dokunuşu kalıyor bir tek. Bir de sürüklenen bedenimiz. Acı tebessümü öğreniyoruz. Gülümseyerek gidiyoruz sonumuza. Herkes mutlu sanıyor. Tüketilen koca bir ömrü, acıyla el ele bitirdiğimizi bilmeden…
Yazar: Sema Nur Terzi