Tükete Tükete Tükendik

Alışveriş kuşkusuz ki ihtiyaçtan kaynaklanan veya keyfi olarak hayatımızda kaçınılmaz yeri olan bir eylem. Bir günde neler satın aldığımıza şöyle bir bakalım: Sabah kalkıyoruz, aa evde ekmek bitmiş bir koşu ekmek alıp geliyoruz. Belki yanında da kahvaltılıklar. Daha sonra ise, okula, işe vs. gidiyoruz. Orada da çaydı, kahveydi, atıştırmalıktı derken ufak çaplı alışverişlerimiz oluyor. Belki bir ara internete girip üye olduğumuz alışveriş sitelerine bakıyoruz. Beğendiğimiz çanta indirime girmiş mi, yeni ürün gelmiş mi diye. Daha sonra boş vaktimiz olduğu için genellikle alışveriş merkezlerine gidiyoruz. Aldıklarımızın çoğu ihtiyacımız olmayan şeyler. Belki evde aynısından var, aldığımızı unutmuşuz bile. Kimi zaman sinirlerimiz bozuluyor, kafa dağıtmak için alıyoruz. Kimi zaman spora başlayacağım, seyahat edeceğim diye heves edip satın alıyoruz ondan da vazgeçip bir kenara atıyoruz. Evlerimizde bizden çok eşyalara yer var. Evin en güzel köşelerini onlar kapmış.

Modern toplumların günlük hayattaki aktivitelerine bakıldığında ‘tüketim toplumu’ olarak da anılır.  Maddi olanakların artmasıyla beraber hayatlarımızı abartılı ve masal gibi yaşamaya çalışıyoruz. Hayatımızın hemen her alanı alışveriş yapmaya ve bunu da gösterişe dökmeye açık hale geldi. Buna özgürlük ve rahatlık sağlayan boş zamanlar da dahil. Tüketimcilik genellikle kendini boş zamanlarda ortaya çıkarır.  Çoğu insan boş zamanını alışveriş merkezlerinde geçirmeyi tercih ediyor. Arkadaşlarıyla buluşup bir kahve içerek belki de bir sinema filmine giderek. E gitmişken de eli boş dönmüyor üç beş poşet alıyoruz. Dikkat edersek alışveriş merkezlerinde pencere veya gün ışığını görebileceğimiz herhangi bir yer yoktur. Böylece zamanın nasıl geçtiğini anlamaz ve kendimizi o büyülü dünyada mağaza vitrinlerinin arasında dolaşıp oradaki şeylere  çok ihtiyacımız olduğunu zannederek geçiririz. Tatil konusunda da durum değişmiyor. Tatile çıkarken bir sürü alışveriş, tatilde bir sürü alışveriş.. Tatile ayırdığımız bütçenin çoğu alışverişe gidiyor.

Sadece boş zamanlarımızı değil aynı zamanda bireysel kimliğimizi de bu düzenle kaybetmiş oluyoruz bir bakıma. Satın alarak bir yaşam stili oluşturuyoruz, eşyalarımızı bir statü göstergesi olarak kullanıyoruz. Ne kadar çok şeye sahipsek o kadar güçlüyüzdür algısı hakim. Sahip olduğumuz markalı eşyalarla ve vakit geçirdiğimiz yerlerle kim olduğumuzu göstermeye çalışıyoruz. Medya bunu elde etmenin ve sergilemenin en kolay yolu. Medya vasıtasıyla ihtiyaç belirleniyor, elde ediliyor ve diğer insanlara lanse ediliyor. Yeni ihtiyaç kategorileri ortaya çıkarılarak insanların alma hevesi canlı tutuluyor. Baudrillard’ın “İnsanlar artık ihtiyaç duyduğu için tüketmiyor, tüketmeye ihtiyaç duyuyor” sözü konunun tam da ana fikri şeklindedir. Aynı şekilde Fight Club filminde geçen şu replik de konuyu özetler: “Nefret ettiğimiz işlerde çalışıp ihtiyaç duymadığımız şeyler alıyoruz.”  Kapitalizm sürekli bu durumu besleyen ve çeşitlendiren bir etki gösteriyor ama şimdi kapitalizme girsek çıkamayız. O yüzden hiç bulaşmayalım.

Günümüzde insanlar üretimden çok tüketime odaklanmış durumda. Boş zamanlarımızda hobilerimizle ilgilenmek, bir şeyler üretmek yerine vaktimizi dışarıda, turistlik yerlerde, eğlence merkezlerinde bir şeyler satın alarak geçirmeyi tercih ediyoruz.

İstanbul’da ilçe başına düşen ortalama 3 alışveriş merkezinden birinin yerine 100 ağaçlık bir park yapılabilir veya yapay göl yapılarak çeşitli balıklar konulup insanlara tanıtılabilir ya da bir sergi alanı oluşturulup sanat eserleri sunulabilir.

Jean Baudrillard’ın tüketim, kapitalizm ve kültür endüstrisi hakkındaki fikirleri konunun bütününü kapsar nitelikte ve daha ayrıntılı şekildedir. Özellikle ‘Tüketim Toplumu’ kitabını konuya ilgili olan arkadaşlara öneririm. Bunun yanında Steve Cutts’ın ‘Man’ adlı kısa filmi de dünyayı bu tutkumuz uğruna ne hale getirdiğimizi kısa ve öz biçimde anlatır.

Fight Club bu konunun eleştirisini yapan en popüler filmlerden biridir. Muhakkak daha önce izlemişsinizdir. Fakat bir de bu bakış açısından tekrar izlemenizi öneririm. Konuyu ele alışı, işleyişi ve sinematografisi ile izlenmeye değer bir filmdir.

Konuyla alakalı olarak Hz. Muhammed’in bir hadisi de dikkate değer: “Akan suyun kenarında olsan dahi israf etme.” Eğer biraz olsun farkında olup ihtiyaçlarımıza odaklanırsak, alışveriş yaparken iki aycık da olsa buna dikkat edersek ne kadar çok tasarruf ettiğimizi ve gereksiz ne kadar harcama yaptığımızı görmüş olacağız.

Varlığımız aldığımız markalı eşyalar veya gittiğimiz pahalı mekanlara bağlı değil. Fikirlerimizle, yaptığımız güzel işlerle var olabiliriz. Büyük emekler vererek kazandığımız parayı bizi daha mutlu eden işlerde harcayabiliriz.

Tasarruflu ve bilinçli günler efenim!

YAZAR: Ayşe ŞAMLIOĞLU

Ayşe Şamlıoğlu

TPÖÇG Blog Yazarı | Arel Üniversitesi Psikoloji Öğrencisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.