Yazmak, Yazarken Sonsuz Olmak

Bir hafta kadar önce bir kitap okumaya başladım, Oktay Akbal’a ait bir deneme kitabı; “Yazmak Yaşamak” Ben bir kitabı okumaya başlamadan önce genellikle kitapların isimlerine aldanırım. Kimilerine göre yanlıştır bu ama bu kitabı okumaya başlamadan önce de kitabın ismine bakarak önyargıyla karışık yorumlar yaptım. “Yazmak Yaşamak”; yani ölümsüzlüğün sırrı… Kitap beni yanıltmadı aslında çünkü Akbal’a göre de yazmak ölmemekti, bir yerlerde bir şekilde yaşamayı garantilemekti. Ölüm yanı başımızda bir kavram ileri gitmez geri düşmez, hayatımızın bir parçası ve her duyduğumuzda kulaklarımızı tıkasak da başımızdan def etme ümidiyle… Ölüm yanı başımızda bir gerçek sırasını beklerken usul usul, kaçınılmazdır tıpkı doğmak gibi yaşamak gibi ve yazmak gibi. Yazmak gibi, çünkü yazmak hafifletir ölümü belki bir adım ileriye taşıyarak, sonsuzluğu vaat ederek. Yazarın da dediği gibi; “Ölmüş, ama yok olmamış. Bütün bu kitaplar, bu yüzlerce, binlerce irili ufaklı yazı öylesine hayat dolu, öylesine canlı ki! … Kimse Nurullah Ataç büsbütün yitip gitti diyemez…”

Ölümü hayal edin kafanızda. Sahi ölüm nedir? Yok oluş mudur yoksa her şeye yeniden başlamak mıdır? Bugün sevdiğimiz ya da sadece yüzüne aşina olup adını dahi bilmediğimiz birinin ölüm haberi bizi derinden yaralar, şüphesiz ki buna kimsenin itirazı yoktur. Belki ölümü çirkin bir surette hayal etmemizin sebebi bir yok oluş olmasındandır. Ölenler unutulur, ölenler düşünemez, ölenler hissedemez, ölenler yazamaz ama ölenler yaşatılır. Evet ya-şa-tı-lır. Beyinlerimizde yaşar onlar, fikirlerimizde, duygularımızda bazen kelimelerimizde. Ama bu kimseyi gereksiz bir sevince de sürüklemesin çünkü başkalarının fikirlerinde yaşamanın da bir kuralı vardır; yazmak… Tıpkı Sait Faik gibi Nurullah Ataç gibi Özdemir Asaf gibi… Onlar yazarken farkında olmadan ölümsüz oldular. Bedenleri toprağın altına girse de, çoğu düşünürün fikirleri belki nefes alan ve mecbur kalıp “insan” diye adlandırdığımız çoğu varlıktan daha çok canlı bugün ve daha çok hak ediyor yaşamayı…

Bugün saygın yazarların okunmaya ve üzerinde düşünmeye değer yazılarını okuduğumuzda adeta onları yattıkları yerden kaldırıp canlandırırız. Sanki tekrar gelirler şu an içinde bulunduğumuz zaman dilimine tekrar gezinirler aramızda. “Aynı günde dört mevsime şahit olmak gibi bir şey bu. Önce özlüyor, sonra ağlıyor, akşamları küsüyor, geceleri çok seviyorum.” demiş Asaf . Bu dizeleri okuyunca geçmişe gitmeyen, anıları yâd etmeyen, içindeki sevgi fitilini ateşlemeyen ve en önemlisi Özdemir Asaf’ı onun yazdığı bu dizelerde yaşatmayan yoktur herhalde. Özdemir Asaf 1981’de İstanbul’da öldü ama bana göre ölen sadece Özdemir Asaf kılığına girmiş fani bir bedendi. Biz bugün onu fikirleriyle yaşatmaya devam ediyoruz o hâlâ aramızda. Bazen şiirleri bizler için ilham kaynağı oluyor ve onun sayesinde haykırıyoruz sevgimizi karşımızdakilere, bazen de fikirleri kaynak oluyor aklımızdakileri sözcüklere dökmeye özgürce…

Dışarıda yağmur hafiften gösteriyor kendini. Aklımda birden şaha kalkıyor kelimeler ve konuşuyor Can Yücel: “Bazen rüzgârın saçımı dağıtmasına, yağmurun yüzümü ıslatmasına, birilerinin kalbimi kırmasına izin veririm. Sonra; saçımı toplarım, şemsiyemi açarım, kalbimi kapatırım. Hepsi bu.” Can Yücel’i tekrar anıyorum onun fikirlerini kendi duygularımı aktarmak için kullanıyorum. Lakin umursamıyorum ölü bedenini, umursamıyorum bizimle olmayan ruhunu sadece önemsiyorum bana hitap eden sözlerini… Can Yücel’in bedeni 1999’da bir daha çıkmamak üzere toprağın altına girdi fakat ben onu bir damla yağmurda tekrar dirilttim. Sanki tekrar geldi şu dünyaya anlattı içindekileri ve hatırlattı onunla ilgili bildiklerimizi. Sonra geri gitti tekrar geleceğini bilerek… Oktay Akbal “Yazmak Yaşamak” demiş bu döngünün adına ve deneme kitabında anlattığı yazarlar gibi o da yazmış fikirlerini, düşüncelerini ve duygularını. Çünkü Akbal da anlamış yazmanın ölümsüzlüğe açılan bir kapı olduğunu ve devam ediyor yazmaya yani ölümsüz kalmaya akıllarda. Hatta şöyle bir ekleme yapıyor bir denemesinde: “ Ne demiş Dağlarca? Ben nasıl ölürüm anlamıyorum- Dünya yok olabilir belki. “ Sahi onlar nasıl ölebilir ki? Ben her mevsim anarken Süreya’yı, İlhan’ı, Ataç’ı ve düşlerken Meriç’i, Kansu’yu…

Not: Ben yazımdaki ölümsüzlüğün sırrını yazarlarımız üzerinden anlattım fakat sanatçılarımız da ölümsüz olurlar geride bıraktıklarıyla, oyuncularımız da öyle tıpkı bestecilerimiz gibi.

Saygıyla, Halit Akçatepe…

YAZAR: Seda CAN


Kaynakça:
Akbal,Oktay.Yazmak Yaşamak.İstanbul:Çağdaş,1985.
Mehmet,Şiir Güncesi, http://tanriverdi-m.blogspot.com.tr/,(SGT:26.02.2015).
Yaman,Can Yücel, http://yaman.blogcu.com.tr/,(SGT:26.02.2015).

Seda Can

TPÖÇG Blog Yazarı | Bilkent Üniversitesi Psikoloji Öğrencisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.