Standarda Övgü

Büyük kalabalıklar her gün değişen akımlarla kendilerinin oluşturmadığı rafine zevklerin, karakterleri olduğunu kendilerini inandırarak yaşıyorlar.

(Yazının okunma süresi yaklaşık olarak 3 dakika sürmektedir.

Zaman hep olduğu hızda aksa da birim zamanda gerçekleşen değişim sürekli arttığında zaman algımız da çok hızlandı. Değişim yaşamın temel yapı taşlarından biri elbette. Şu anda olduğumuz, bizi biz yapan, diğer devirlerden ayıran şey de değişim aynı zamanda. Fakat değişimin zoraki değil de bir akış içerisinde olması gerekmez mi? Ayrıca doğal akış içindeki her değişim de bizi ileriye götürecek değişimler olmak zorunda değiller. Bu elenme prosedürüyle “yararlı” değişimler desteklenirken, “yararsız” değişimlerin elenmesi beklenilendir. Günümüzde ise bütün bu doğal işlem sürecinin diğer her şey gibi yapaysallaşması kaçınılmazdı.

İnternet ve sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla hayatlarımız dönüşmeye başladı. Dönüşümün içinde bulunmak bu değişime karşı hassasiyetleri düşürse de kanıksamak, dışarda kalmamak gibi endişelerin de bunda katkısı büyük. Fakat ünlü sözün aksine artık değişimin kendisi de değişmeye başladı. Bizi bu noktaya getiren doğal değişim artık yapay hale gelerek, en yararlının öne çıkmasındansa, belli akımlara en çok uyum sağlayanların öne çıkmasına sebep olacak şekilde değişti. Aslında geleneksel değişimin de benzer şekilde uyum sağlamayı artırmaya yarayacak bir araç olmasına rağmen modern değişimle arasındaki farkı; önceden doğal gelişen şartlara uyum sağlamak “yararlı” olarak düşünülürken, günümüzde belli noktalardan yayılan, çoğunlukla ticari amaçlı, dışarıda kalanın daha da dışlandığı şartlara uyum sağlamak “yararlı” görülerek öne çıkmaya başladı.

Değişime uyum sağlamanın ustası insan türünün elbette buna direnmesi beklenemezdi. Fakat artık insan karakter gelişiminin bile bunu destekleyecek noktaya gelmesi en azından bazılarını korkutmaya başlamıştır diye düşünmekteyim. Nitekim farklı olmak günümüzün arzu nesnesi haline gelmiş, standart olmak tiksindirici bir noktaya ötelenmiş durumda. Bir analoji yapacak olursak, herkesin ortalamasını bir nokta olarak düşünelim. İnsanları, bu noktadan olabildiğince uzaklara, uç noktalara her yönden ulaşmanın arzusu başını döndürmüş durumda. Aslında, gözden kaçan bir nokta ise, her ne kadar insanlar bu ortalama noktadan uzaklaşıp kendilerini farklı kılmaya çalışsalar da aslında bu standart noktadan uzakta bir çember oluşturup, standardı yalnızlaştırmak ve en sonunda o kaçtıkları şeyin, arzu ettikleri en farklı şeye dönüşmesi. Buradaki asıl sorun ise bu noktadan uzaklaşmak değil. Tersine uzaklaşmak en bir keşif hareketidir. Asıl sorun uzaklaşmanın özgür olmayıp, takip edilen yönün dışarıdan başka odak noktaları tarafından dikte edilmesi. Büyük kalabalıklar her gün değişen akımlarla kendilerinin oluşturmadığı rafine zevklerin, karakterleri olduğunu kendilerini inandırarak yaşıyorlar.

Gerçekte ise insanlar ne bir çemberin merkezinde bulunan standart noktası, ne de çevresindeki çizgide bulunan bir nokta. Hepimiz başkalarıyla birçok çizgide birleşsek de bir kürenin tüm hacmi içindeki bulunan farklı olmaya çaba bile gerektirmeyen eşsiz biricik noktalarız. Hızlı tüketim, dayatılmış, başkalarının ticari refahına hizmet eden, işlenmiş zevkler yerine; bizi gerçekten yaşama sevincimizi artıran uğraşların peşinde koşmanın -özellikle de kısıtlı zaman içinde- birçoğumuzun hayat amacı olan mutluluğa ulaşmada çok daha “yararlı” olabilir belki de.

Konuk Yazar: Veysel Erçağlar

Görsel Kaynakça: https://media.istockphoto.com/id/1181760380/photo/human-crowd-surrounding-three-people-on-white-background.jpg?s=612×612&w=0&k=20&c=DWhpmArcHI-SJ1KC3D8cHTMFb37tEsN014S46W-_qWQ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.