Son Arzum

Hava serin, tüylerim ürperiyor hafiften. Nilüfer’in naif sesi açık pencereye doğru dağılıyor. Gönül isterdi ki bir plakta çalsın şu şarkı, olsun Nilüfer, canımız sağolsun. Üşürken uyumak tuhaf, donarak ölmek gibi. “Gerçek sevgi ne imiş, bilmeyenler anlasın.” diyor Nilüfer. Şüphe kaplıyor içimi. Anlayamıyorum Nilüfer, hiç yaşayamadım.

Ses boğuk geliyor artık, ama naif hala. Bir koridora düşmüşüm, duvarları boyalı. İlerliyorum düşünmeden. Sağdaki ilk kapıyı açıyorum yavaşça. Ne göreyim, karşımda dünyanın en güzel kalpli beşlisi! Sait, Nazım, Turgut, Orhan, Aziz. Siz, diyorum; ne güzel adamlarsınız! Gülümseyip bakıyorlar öylece. Turgut’a doğru gidiyorum, gözlerim doluyor giderek. Turgut, diyorum; beni de alın yanınıza, n’olursunuz! “Olmaz mübarek, bizim hikayemiz hepi topu 13 sayfa, senin yolun uzun.” diyor. Uzun mu ki yolum? Belki ben de kırmızı bir kamyonetin küllerine karışmaya mahkumum. Ama öyle diyorsan öyle olsun Turgut. Gözlerim yaşlı çıkıyorum hikayelerinden.

Koridorda devam ediyorum. Bir kapı daha var solda. Oraya giriyorum bu sefer de. Emre Kınay, Uğur Polat, Zuhal Olcay, Meral Okay var karşımda. Siz gerçek hayatın ta kendisisiniz. Mutlu sonlar yok sizde. Mutsuz sonları kabullenip onlarla mutlu olmak var. Sizin odanızda benim hayatımdan fazla samimiyet var sadece. Gitmek zorundayım, İstanbul yoruyor insanı. Hoşçakal Yusuf abi, Ali abi, Olcay abla. En çok da sen hoş kal Havva abla; geçtiğin köprünün sonu cennet olsun.

Yine döndüm koridorun boş yollarına. Bir kapı var sağımda, kapıyı zor açıyorum, rüzgar itiyor kapıyı. Buz gibi içerisi. Her taraf kar, gökyüzü mavi gri. Bembeyaz dişlerini göstererek bir köpek hırlıyor yanımda. Beni sevmedi herhalde, korktu ya da benden. Arkasından genç bir adam geliyor, siyah beyaz. Tanıyorum onu, hep siyah beyaz gördüm fotoğraflarını, ondandır renklenemeyişi rüyalarımda. Jack London. Yaklaşıp Beyaz Diş’in boynunu okşuyor. Eğiliyorum Beyaz Diş’e doğru. “Sen de itaat ediyorsun insanlara. Onları sevmekten korkuyorsun, güvenmiyorsun; biliyorum. Kuralları ve cezaları var, acımazlar.”. İlk defa korkmuyorum bu kadar yakınımdaki bir hayvandan, üstelik de bir kurttan. Teşekkürler Jack London, hem insanları hem hayvanları anlattın bana.

Bu kapıdan da çıkmak zorundayım. Benim yerim koridor. Bana yer yok hiçbir odada. Her odada birilerinin hikayeleri var, en sevdiklerimin, en özendiklerimin. Bense boş odalardan korkuyorum, kendi hikayemi yazamıyorum. Hep başka odalarda arıyorum huzuru, onlardan bir parça beni mutlu edecekmiş gibi. Belki de Turgut haklıdır, benim hikayem uzundur, acele etmeme gerek yoktur. Ya da belki bir evdir benim hikayem, yarım kalmış paragraflarım birer odasıdır o evin.

Sen de sağ ol Nilüfer, sesin hep yankılansın soğuk koridorlarda gezinirken.

YAZAR: Hale İpek KAYIKLIK

 

Hale İpek Kayıklık

TPÖÇG Blog Yazarı | Bilkent Üniversitesi Psikoloji Öğrencisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir