Bu Kapı Bana Açılır mı?

Yolda yürüyordum. Ama yolumu kaybetmiş gibi… Afalladım bir an! Çünkü gideceğim yolu şaşırdığımı fark ettim. Aslında bu değildi kullanmam gereken yol. Adresi şaşırmıştım. Sonra karşıma bir görevli çıktı. Bilirkişi belli ki dedim. Yanına yaklaştım ve sordum nasıl ulaşacağımı o yere. Boş ver dedi bana… Güldü sonra… Boş ver dedi…

Ben yaşamadım anlattığım olayı, Franz Kafka’nın hayali kahramanı yaşadı. Birinci tekil şahıs kullandım çünkü aksi halde ilginizi çekmeyebilirdi. Okuyun istedim yazının devamını. Ben diyerek başladım, sonra kaptırmışım kendimi. Ama ben de yaşayabilirdim bu olayı. Yani benim hayatımda da cereyan edebilirdi. Zira hiç de zor değil.

Eğer bir seçimse üzerinde yürüdüğümüz bu yol, sonuçlarını da biz seçmiş olmaz mıyız? İlerlemek istediğimiz yolu seçerken bir nevi o yolda başımıza gelecekleri de seçmiş oluyor muyduk? Varsa böyle bir kural; ben bilmiyordum. Sadece o yolda ilerlemek daha birçok kapıyı açar gibi göründü o anda gözüme. Nereden bilebilirdim o yolda ayağıma değen taşın, akarken elimi okşayan suyun, tenimi yalayan rüzgârın da benim sorumluluğumda olduğunu…

O adam. Hani bana “boş ver” diyen o görevli. Belki de bendim o kişi. Fark eder mi? İşte o adamın sözleri de benim sorumluluğumda mıydı acaba? Yani o sözleri bana söyleyen kendimden başkası değildi belki de…

Ben diyorum ki kendi kendime; “Boş ver!”. O yolda devam etmek istemedim belki de. Başka yollar vardı ilerlemek istediğim üzerinde. Veyahut yol almak istedim. Çünkü bu yol çıkmaza girdi ve ben yerimde saydım binlerce kez. Kafamdaki bu düşüncelerin de sorumluluğunu almalı mıydım yani?

“Bir kafes kuş aramaya çıkmış” diyor Kafka. Kim bilir ne üzerine… Şu an kullanabilirim belki bu sözleri, içinde bulunduğumuz ruhaniyetini anlatmak amacıyla. Bir seçim yapmak zorundayız hatta çokça. Birçok seçim var önümüzde yolumuzu görmek için, net olsun her şey diye. Net olması bu kadar da elzem mi bilemiyorum. Ama biz yine de her seferinde bir seçim yapmak zorundayız hissini alt edemiyoruz. Dünyadaki savaş bundan ibaret belki de… Attığımız her adımı bir sonraki seçimlerin ilk aşaması olarak düşlüyoruz. Sonra bir seçim daha… Ve bir sonraki… Kuş misali çırpınıyoruz o kafese girmemek adına fakat o kafesi arzulayarak.

Dur! diyorum kendime çoğu kez. Hepimize aslında bu lafım. Her birimize. İlla bir seçim yapmak zorunda mıyız? Belki de gittiğimiz o yol her daim ikiye ayrılmıyordur. Belki de biz tek bir çizgi üzerinde ilerliyoruz. Seviniyorum bunları duyduğuma ben. Çünkü seçim yapmak çıkmaza sokuyor, kafese girmeye meylediyor insan kurtuluş olduğunu varsayarak. O kafes bir kurtuluş değil ama. Özgürlük lazım bizlere! En doğru biçimde ilerlemek adına… Düşmeden… Dosdoğru…

YAZAR: Seda CAN

 

 

 

 

 

Seda Can

TPÖÇG Blog Yazarı | Bilkent Üniversitesi Psikoloji Öğrencisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.