SIĞINAK

“Bu yazının okunması 2 dakika sürmektedir.”

     Avaz avaz susuyorsun, nefessiz kalıyorsun düşüncelere boğulmaktan. Bağıra çağıra anlatamadığında kelimelerin şefkatli kollarında sürdürüyorsun varlığını. Gözlerini kapadığında zihninin içinde yankılananların, kalbinden dökülenlerle bir olup seni ele geçirdiğini ayırt ettiğinde bir bakmışsın çoktan geç kalıyorsun. An geliyor tüm anlamlar anlamsızlaşıyor.O ana kadar çabaladığın her şey, bazen varoluşun bile; ellerinden kayıp gidiyor acelesi varmışçasına. Zamanında huzura doydukların, belki de minnet duydukların birer birer dipsiz kuyulara düşüyor da; tek yapabildiğin o korkuyu, kalp atışlarını dört nala koşturan kaygıyı ağır çekimde hissetmek oluyor. 

     Ne geçmişin zincirlerinden kurtulabiliyorsun, ne de gelecekte seni nelerin beklediğine dair düşüncelerin yarattığı belirsizliklere baş kaldırabiliyorsun. Seni bugünlere getiren, tüm zorluklara göğüs gerdiren güvenine, şahsiyetine olan saygın kapıyı çarpıp çıkıyor; yetersiz kalıyor sen sende değilken bütün ihtimaller. İşte tam da bu zaman, somut olanlardansa soyut etmenlere daha çok kapıldığın zaman, en amiyane tabiriyle kaçacak delik aradığın sıralarda buluyorsun kendini. Belki de çevrendeki bütün canlı ve cansız varlıklardan, hatta ve hatta kendi benliğinden bile soyutlanmak istediğinde asıl değerini kazanıyor dinginliğe kavuştuğun sığınağın. Kendinden kaçarken ona hep bir adım daha yaklaşıyorsun. Üstüne üstlük gün geliyor, onun yarattığı depremlerde bile yine ona sığınıyorsun. Kendine dahi güvenemediğin, hangi problemle savaşacağını kestiremediğin zamanlarda; bedeninin benliğine dar geldiğini hissettiğin gibi onun güvenli kollarına teslim oluyorsun. Kimi zaman güç alıyorsun; kimi zaman da ruhunu besliyorsun, dinginliğe erişiyorsun. Belki seçimlerinin sonucu, belki de en güzel tesadüfünün o olduğunu anlıyorsun.

    Hayat hiçbir zaman tek bir çizgiden ibaret olmuyor aslında; tükenmek denilen şey bir anda geliyor, hissettirmeden. Dengeyi kurduğunu, rayına oturttuğunu zannederken; gerçekte nasıl bir kara deliğe kapılıp da sonsuz bilinmeze sürüklendiğini fark edemiyorsun, fakat elinden tutup da seni o kara delikten çekip kurtarabilecek tek kişinin o olduğuna kanaat getiriyorsun. Hiçbir rüzgarın yıkamayacağına, bu evrende bulunan herhangi bir varlığın sizi ezip geçemeyeceğine inanmak istiyorsun. Güneş doğarken de, zifiri karanlıkta yıldızlar size eşlik ederken de; sevginin kanıtlanabilir olanındansa, inanılabilir olanını tercih ediyorsun. Belki de sen sadece karşındakini değil, onun yanında tam anlamıyla özgür hisseden benliğini de seviyorsun. 

Headline

Zamanında huzura doydukların, belki de minnet duydukların birer birer dipsiz kuyulara düşüyor da; tek yapabildiğin o korkuyu, kalp atışlarını dört nala koşturan kaygıyı ağır çekimde hissetmek oluyor.

SİMAY ÇOMAK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.