(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 3 dakika sürmektedir.)
Kanatları ıslanmış bir kelebek misali dengemi kaybettim. Savruluyorum. Ben ve yalnızlığım… Sızlıyor artık yalnızlığımın kemikleri. Kapatmak istiyor gözlerini. Veda etmek istiyor bana ama ben bırakmıyorum ısrarla. Sanki tutuyorum yakasından. Gitmesin istiyorum, beni terk etmesin istiyorum.
Alıştığım düzen bu ya!.. Ben gitmiyorum. Hiçbir şey ya da hiç kimse de benden gitsin istemiyorum ama bir kural vardır ki hayat bir döngüdür. Her şey ve herkes bir gün gider. Yeri dolar her şeyin ya da herkesin.
Terzi kendi söküğünü dikemez, demişler. Etrafındaki herkese işe yarar tavsiyeler verip günün sonunda kendine söz geçiremeyen o kişi benim işte! Trajikomik… Söz konusu kendim olunca mantığımı bir kenara fırlatıp atıyorum. Kalbimin sözünü dinliyorum. Zaten ben her zaman hissettikleriyle yaşayan bir insanım. Ne acı ki zararın en büyüğünü de yararın en güzelini de hep bu özelliğimden görüyorum. Görüyordum. Düzeltmek istedim. Artık mantığımın da hayatıma uyum sağlaması için çaba gösteriyorum.
Şimdilerde denizin suyunun çekilmesi misali ben de ellerimi çekiyorum kalabalık yalnızlığımdan. Teker teker ayıklanıyor kumsalımdan taşlar. Kıyıya vurup uzaklaşıyorlar. Sadece bu çekilmenin ardından gelebilecek olan tsunami korkutuyor beni. Kaldırabilir miyim onun şiddetini?
Cevabı olmayan sorularımla meşhurum ben. Düşüncelerim birbirine dolanmış ipler gibi… Düğüm olmuş sorularım. Cevaplar mı? Yok. Aslında bu çok normal çünkü insan dediğin nefes alıp verdiği zamanı bilir, geleceği göremez. Kaygı burada başlar. Bilinmezlik insanı daima korkutur ama belki de en keyifli tarafı budur. Her şeyi bilseydik nefes aldığımız her bir dakikanın kıymetini bilmezdik ya da önceden geleceğini bildiğimiz zorlukları henüz yaşamadan pes ederdik. Bunların hepsi birer ihtimal.
Artık sorularıma cevap da aramıyorum. Sorularıma cevap aramayı bırakalı çok oldu. Yoruldum. Dinlenmem gerektiğini hissediyorum ve bu yüzden en çok da kendimle vakit geçiriyorum. Son zamanlarda kalabalık yalnızlığımın sesini değil de kendi bedenimin ve kendi ruhumun sesini dinliyorum. Sessizliği merhem olarak kullanıyorum kabuk bağlamaya başlayan yaralarıma. Biliyorum ki bir gün kabuk bağlayacak yaralarım ve dinecek acım.
Ömrü bir gün olan kelebeğin kanatları ıslandı.
Yine de vazgeçmedi uçmaktan.
Son nefesine kadar…
Kübra Fatma Demir
https://pin.it/4T0A8JiFM (Pinterest)