Sadece Sen

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 2 dakikadır.)

Bir kalabalığın ortasındasın, etrafın insan dolu fakat ne yapacağını bilemiyorsun korkuyorsun ya da çekiniyorsun. Her hareketin temkinli, cümlelerini bir kere değil on kere düşünüp kuruyorsun. Rahat değilsin ama şikayet de etmiyorsun çünkü böyle alışmışsın. Düzen bu deyip kabullenmişsin belki de her ne kadar yaşadığın durumun saçmalığının farkında olsan da herkese karşı mutluyken içinde mutsuzluğu taşıyorsun, ağlayamıyorsun, üzüntünü belirtemiyorsun çünkü ona da karışacaklar biliyorsun. Ya dikkat çekmek için yaptığını ya da fazla abarttığını söyleyeceklerini biliyorsun. Kendi içinde farklı bir hayat yaşıyor ama bunu yansıtamıyorsun. Gün gittikçe birikiyor bu özgür görünümlü esaretinin mutsuzluğu sonra bir gün geliyor ve o içinde birikenler ortaya çıkıyor. Belki ağlayarak belki bağırarak belki de bir köşeye geçip sessizce oturarak. Ne zaman, nasıl, kime karşı olduğu önemli değil elbet o patlamayı yaşıyorsun. Bunu yaşamanın nedeni artık kendini tam anlamıyla, tüm şeffaflığı ile anlatabilmek. “Evet mükemmel değilim, evet hata da yapıyorum ve inanın onları düzeltmeye çalışıyorum ama tek isteğim rahat yaşayabilmek, kısaca kabullenilmek.” Söylemek istediğin bu fakat tüm bu kendini açışında bile rahatını kaçıranlar, yargılayanlar olacak. Bunun böyle sürüp gideceğini düşünürsün ama evren sürprizlerle doludur. Sen bu düzende sürüklenirken belki içindeki ışığı kaybettiğini düşünürken bir anda her şey değişmeye başlar. Yine kalabalığın içindesindir ama artık o kalabalıkta ait olduğun bir yer vardır. Hareketlerin, düşüncelerin aynıdır. İlk başta geçmişin getirdiği yaşanmışlıklarla çekincelerin olur acaba yine aynısı mı olacak, başlangıçta her şey güzelken sonra bir an da bozulacak mı diye düşünürsün. Zaman akar, sen o kalabalığı tanırsın onlar  da seni sonra üzerinde o eski yükün kalmadığını fark edersin. Ağladığında abarttığını söylemek yerine duygularını önemseyip ne olduğunu sorup, çok fazla heyecan yaşadığında o heyecanı seninle yaşayan, yanlış yapmanın normal olduğunu söyleyen insanlarla beraber olduğunu fark edersin. Düşüş zamanların elbet olur, içine korkunun düştüğü her şeyin bir an da yıkılacağını düşündüğün dönemler içinde bulursun kendini ama elinden tutup kalkmanı sağlayıp devam etmeni sağlayan elbet birileri olur. Koca bir kalabalığın hepsi belki seni anlamaz ama o kalabalığın içinde “aile” diyebileceğin insanlar bulursun. İşte o insanları bırakma, onlar seni tüm karmaşıklığın içinden alanlar. Seni sadece yaptığın işler, elin gözün ya da davranışın için değil “sen” olduğun için severler. Yanlış yaptığında yargılamaz, iyiliğin için uyarırlar. Duygularını, takıntılarını küçümsemezler. Belki onların yaşamına göre çok farklısındır ama seni olduğun gibi severler çünkü onlara ayak uydurmanı değil, ortak bir yaşamda farklı kişilik ve özelliklerle birlikte var olabilmenin farkındadırlar. 

Belki özgür görünümlü esareti yaşadığın kalabalığın içindesin belki de gerçek özgürlüğü yaşayabildiğin kalabalığı buldun. Ne olursa olsun seni olduğun gibi kabullenenler de kabul etmek istemeyenler de olacak. Sen eninde sonunda sana rahat hissettirecek olan o insanları bulacaksın. Onlara sarıl, hayatın akışını tahmin edemiyoruz fakat onlar seni gerçekten onlardan bir parça olarak görüyorlarsa hep yanında olacaklardır. İçindeki ışığı söndürmeyecek aksine yaydığın ışığı güçlendiren insanlar çıksın yoluna. Mutlu olduğun, ait hissettiğin “evim” dediğin yerlerde var olup, ”ailem” olarak andığın insanlarla yoluna devam etmen dileğiyle…

Yazar: Ezgi Yılmaz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.