(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 3 dakika sürmektedir.)
Bazen geçmişi çok özleriz. Böyle zamanlarda dalıp gitmelerimiz sıklaşır. Kimi zaman bir konuşmanın ortasında, kimi zaman yürürken, kimi zaman ise önemli bir iş yaparken yakalar bizi. Gözlerimiz dolu devam ederiz konuşmaya, yürümeye, işimizi yapmaya çünkü kalbimizin derinliklerinde yaşayan geçmişten kalma o hisleri hatırlamışızdır. Birçoğumuz o hisleri tekrar hissedebilmek için çırpınır dururuz ama bazı hisler vaktinde güzeldir ve vaktinde özeldir. Bu sebeple belki de özlemini çektiğimiz, geçmişten kalma o hisleri tekrar yaşamaya çalışmak yerine yeni hisleri hissetmek için kalbimizde yer açmalıyız.
Geçmişten kalma bu hislerin özleminin ağırlığında ezilmemize izin vermemeli ve cesur davranmalıyız. Geçmişi geçmişte bırakabilmek de cesaret göstergelerinden bir tanesi bence çünkü geçmişten kalma o hislere tutundukça şimdiyi kaçırıyor olabiliriz. Sonuçta zaman durmuyor ve biz de durmuyoruz. Her gün değişiyoruz. Bakış açımız, duygularımız, düşüncelerimiz, hislerimiz, kararlarımız… Her yeni bir günde yenileniyoruz ve böylece eski biz olarak kalmıyoruz.
Size geçmişi unutun, diyemem. Ben de unutamıyorum. Aslında unutmak da istemiyorum çünkü geçmişten kalma o hisler, şimdiki biz olmamızın bir parçası. Fark ettiyseniz tamamı demiyorum. Sadece bir parçası çünkü şimdiki biz olarak geçmiş, şimdi ve gelecekten oluşuyoruz.
Geçmişten kalma o hislerinizi anımsayın ama kararında. Gelecek hislerinizi düşünün ama yine kararında. Fark edin ki hayat şimdide akıyor. Bu yüzden kendimize şans tanımalıyız. Yeni bakış açıları, yeni duygular, yeni düşünceler, yeni hisler, yeni kararlar için…
Hani hep tartıştığımız bir konu vardır: “Özgürlük nedir?” Bu sorunun cevabı tabii ki kişiden kişiye değişebilir ama bana sorarsan sevgili okur, özgürlük şimdiyi doyasıya yaşayabilmektir.
Bir gün bir konser gününde konser alanının ortasında, gözlerini kapatmış, çılgınca şarkıya eşlik eden bir kadın vardı. O kadın, bendim. Eskiden olsa etrafımdaki kalabalıktan utanırdım ama şimdi tadını çıkarıyordum. Bu hayatı tutkuyla, heyecanla yaşamaya başlamıştım çünkü şimdide yaşamanın özgürlüğün ilk belki de tek kuralı olduğunu anlamıştım.
Sevgili okur, hepimizin ortak korkularından birinin de bu hayatı şimdide, özgürce, doyasıya yaşayamadan bitmesi olduğunu gözlemliyorum. Seni anlayabiliyorum. Kendini yalnız hissetme çünkü ben de senin gibi korkuyorum ama korkumun beni ele geçirmesine müsaade etmiyorum. Mücadele ediyorum. Bazen geçmişle bazen de gelecekle… İlginçtir ki bazen de kendimle mücadele ediyorum çünkü bazen şimdide yaşamamızın, özgür olmamızın önündeki engel kendimizden başkası olmuyor. Böyle zamanlarda kendine zaman tanı, kendini sev, yaşadıklarını ve yaşayacaklarını kabullen ve şimdide özgürce dans et.
Gökyüzü kadar özgür yaşa çünkü bir saniye geçti ve bir saniye daha gelecek mi bilmiyorsun.
Kübra Fatma Demir